APDOBABA
APDODAYI
Mesaj Sayısı: 593
Nerden: 10.köy
Tecrübe Puanı: 207
SNİPER
|
Yavuz ve Zembilli: Heybetiyle cihan Padişahlarını ürküten, dünyayı iki hükümdara dar bulan, fermanlarıyla yürekleri titreten Yavuz Sultan Selim, bir İslam alimi önünde boyun bükmüş, Allah huzurunda hesap verememe endişesiyle kendi fermanını yırtmış ve bu olayın ders olması için dilden dile aktarılmıştır… Bu ibret alınacak hadisenin içeriği şöyle hikayeleştirilir… Yavuz Sultan Selim Edirne’ye gidiyordu. Belli bir yere kadar padişahı yolcu ettikten sonra geri dönerken, devrin müftüsü Zembilli Ali Efendi, elleri arkasına bağlanmış 400 kişiye rastladı. Bunlar padişahın ipek ticaretini yasaklamasına rağmen ferman dinlemeyen tüccarlar olup, hepsi de idama mahkum edilmişti. Bunu duyan müftü efendi atını geri çevirip sürdü. Padişahın arkasından yetişti, her ikisi de at üzerindeydi. Zembilli söze başlayıp dedi ki: -Padişahım! Gördüm ki bazı adamlar bağlamışlar… Eğer muradınız katl ise indAllah helal değildir. Yavuz Selim Han işine müdahale edilmesine çok sinirlendi, beti - benzi attı. -Mevlana! Nizam-ı Alem için insanların üçte birini katletmek helal değil midir? diye sordu. Müftü efendi: -Helaldir amma, cihanın işleri bozulup, fitneler çıktığı zaman helaldir. diye karşılık verdi. Yavuz daha çok öfkelenerek, kendi emrine muhalefet etmenin en büyük fitne olduğunu söylediyse de şeyhülislam, meselenin hiç de öyle olmadığını izaha çalıştı. Bu ısrar Yavuz’u sakinleştireceği yerde büsbütün celallendirdi ve: -Ben sana dedim ya, saltanat işlerine karışmak senin vazifen değildir! diye çıkıştı. Zembilli Ali efendi de asabileşmişti: -Sultanım, bu ahiret işidir. Buna karışmak benim vazifemdir. Eğer affederseniz, kurtulursunuz. Aksi halde büyük bir ilahi cezaya müstahak olursunuz, diyerek selam bile vermeden padişahın huzurundan ayrıldı. Sultan Selim bir müddet olduğu yerde kalıp, düşünceye daldı. Devlet erkanı, atlarının üstünde hayret ve dehşet içinde bekleşiyordu. Yavuz Sultan, suçluların hepsini bağışladı. Sonrada şeyhülislam Zembilli’ye bir mektup göndererek: -Anadolu ve Rumeli kazaskerliğini birleştirip, sana verdim. Bildim ki cümle sözünde hak üzeresin, dedi.
Yavuz Sultan Selim’in Büyük İdeali: Yeniçerilerin saygısız bazı davranışları, en olmadık zamanda yaptıkları taşkınlıklar Yavuz’u bunaltıyor, canını sıkıyor ve zor durumda bırakıyordu.. Aldığı sert tedbirlerle suçluları derhal cezalandırmak onun gönlünü sakinleştirmiyordu. Yavuz Padişah, kendi buyruklarına kayıtsız - şartsız bağlı bir orduyla İslam’ı cihana yaymak istiyordu. Nihayet bir gün yeniçeri ileri gelenlerini huzura çağırarak şunları söyledi: -Muradınız bu itaatsizlikte devam etmekse haber verin, şimdi nefsimi hükümetten men edeyim. Ben bu saltanatı mücerret İslam’a hizmet için babamın elinden aldım ve İslah-ı alem uğruna birader ve birader zadelerimi feda eyledim. Biat teklif ettim, kabul ettiniz. Ben uykularımı, rahat ve huzurumu terk ile din-i mübinin teyidine uğraşıyorum. Eğer İslam’ı ihya etmek maksadınız değilse, benim de nefsü’l-emir de saltanata kat’a hevesim yoktur.
Osmanlı Korkusu: 1534 yılında Viyana’daki St. Stephen Katedrali’nde Osmanlı Akıncılarını gözlemesi ve Akıncıları görünce çan çalarak haber vermesi için bir memuriyet kuruldu. Bu memuriyet Viyana Belediye Meclisi’nce: "Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından böyle bir memuriyete gerek yoktur." denilerek ancak 1956 yılında (tam 422 yıl sonra) iptal edilmiştir.
|