+  Defineciler Forumu
|-+  ÇÖZÜMÜNÜ ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ İŞARETLER
| |-+  Anadolumuzun İlleri Hakkında Bilgiler
| | |-+ 
 SİVAS

Üye Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Konu: SİVAS  (Okunma Sayısı 3409 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 20 Kasım 2007, 21:53:47 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

SİVAS İLİNİN TARİHÇESİ



Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir.



Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig egemenliğine girmiştir. Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidya’lılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.

Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlanması sonucu, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı görülmekte veya ilin isminin Hitit Kavmi olan sibasip adından geldiği gibi, Roma İmparatoru Aguste tarafından şehre yunancada şehir manasına gelen "Sebasteia" adının verildiği ve yine Selçuklular zamanında üç değirmen anlamına gelen "Sebast" kelimesinden geldiği rivayet edilmektedir.

   

Bu yörede Roma hakimiyeti tam olarak yerleştikten sonra şehre "Diyapolis" yani Mebud şehri adı verilmiştir.



Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1509'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1604'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi ancak 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152’de Sivas'ı eline geçirdi.



Bizanslılarında karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmend’liler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II. Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzetdin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir, İzzetdin Keykavus Türbesi" yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır.



1220 yılında İzzettin Keykavus ölünce yerine I. Aladdin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan Sultan 1224'te Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II. Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk,1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar, Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşı'nda yenilgiye uğratan Moğol güçleri, 'Sivas'ı işgal ettiler. Moğollarca bağımlı duruma gelen Selçuklular, Moğollar tarafından kurulan İlhanlı Devleti ile idareye hakim olunmuş. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.



Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valileri sırayla, Alaattin Ertana oğlu Gıyaseddin Mehmet, Alaattin Ali ve oğlu Mehmet Bey Sivas'ta saltanatı sürdürmüşlerdir.

Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi devletini kurmuştur. Bu arada Kadı Burhaneddin Sivas'ı onarmak için birçok çaba göstermiştir.

Surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirmiş ama Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaattin geçmiştir.

Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınlar yapmıştır. Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmış, güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaattin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir.

Bir davetle Sivas'ı teslim alan Beyazıt, şehri en büyük şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.

Sivas Osmanlı İmparatorluğunda eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir.

Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşanın yaptırdığı birçok yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir. Tarihin kaydedildiği zamandan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sivas, asırlar boyunca önemini korumuş ve özellikle Milli Mücadele yıllarında milli mücadeleye başlangıç olması ona tarihin en kıymetli değerini vermiştir.

MİLLÎ MÜCADELEDE SİVAS

Sivas Kongresi Niçin Toplandı?

Kasım 1914'de girdiğimiz Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıktık. Savaş sona erdiğinde milyonlarca kilometrekare toprağı ve yüzbinlerce insanımızı kaybetmiş olarak Anadolu topraklarına çekildik. Türkleri, Anadolu'dan da atma projesi devreye sokuldu. Mondros Ateşkesinin uygulamaya konulması sonucu Musul, İstanbul, Boğazlar, Doğu Trakya, İskenderun, Maraş, Urfa, Antep, Batum, Adana, Antalya, Kuşadası ..vd. Anlaşma( İtilaf) devletleri'nin işgaline uğradı. Anadolu içlerine ve kıyılarına askerî birlikler çıkardılar.

Ermeni ve Rum azınlık, işgal ordularını çoşku ile karşıladıkları gibi ülkenin çeşitli yörelerinde taşkınlıklarını, katliamlarını sürdürdü. Paris Barış Konferansı kararı gereğince Yunanlıların İzmir'i işgali, bardağı taşıran son damla oldu.

Henüz Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yaralarını sarmadan Anadolu topraklarının da işgale uğraması, Türk halkını karamsarlığa düşürdü. İşgaller ve azınlıkların tutumu karşısında, ülke yöneticileri siyaset yoluyla sorunu aşacaklarını düşünürken, aydınlar arasında Amerikan, İngiliz, Fransız ‘manda' eğilimleri baş gösterdi.

Manda düşüncesini savunanlara göre: “ Alman desteği altında Anlaşma devletlerine yenilen Osmanlı Devleti, bu güçlü devletlere karşı tek başına bir mücadele yürütemezdi ”. Mevcut durum karşısında ulusa olan güven duygusunu yitirenler: “ işgallere karşı direniş, yeni işgallere yol açar ” diye düşünüyorlardı. Ulusal tepki ve direnişler İstanbul basınında eleştirilmekte, İstanbul Hükümeti tarafından ise şiddetle uyarılmaktaydı.

Atatürk, bu durum karşısında Türk ulusuna duyduğu güvenle: “ Memleketi bu müthiş badireden kurtarmak için yalnız bir kuvvetin temini lazımdır: milletin birliği ” diyerek, bağımsızlık yolunda ilk yöntemi açıklıyordu. Birliği sağlamanın yolu ise ulusal bir kongreden geçiyordu. Ulusun temsilcileri bir araya gelecek ve ülkenin içinde bulunduğu duruma bir çözüm getirecekti. Bu çözümün kararları Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) alınacaktır.

Sivas Kongresi Nerede Kararlaştırıldı?

9. Ordu Müfettişi olarak, asayişi düzeltmek göreviyle Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) ile Amasya'da buluştu. Amasya Genelgesi için Kazım Karabekir Paşa ve diğer ilgililerin onayı alındı. 21 / 22 Haziran 1919'da yayımlanan genelge, illerin askerî ve mülkî yöneticilerine telgrafla, İstanbul'daki bazı devlet adamları ve komutanlara ise özel mektup ekinde ulaştırıldı.

Amasya Genelgesi “ Vatanın Bütünlüğü Milletin Bağımsızlığı Tehlikededir ” uyarısı ile başlıyor ve “ Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır ” çözüm önerisi ile sürüyordu.

Sivas Kongresi kararı, genelgede şöyle belirtiliyordu: “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir millî heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolu'nun en güvenilir yeri Sivas'ta Millî Kongre'nin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka (parti) anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir ‘millî sır' olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adla ve kılıkla yapılması lâzımdır.

Müdafaai Hukukı Millîye Cemiyetleri ve Belediye Başkanlıklarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim .”

Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta ( 27 Haziran 1919)

Erzurum Kongresi'ne katılmak üzere Erzurum'a gitmekte olan Mustafa Kemal Paşa, 27 Haziran 1919 günü Sivas'a geldi. Israrla İstanbul'a çağırıldığı, emirlerinin dinlenilmemesi için genelgeler yayımlandığı, tutuklama söylentilerinin dolaştığı bir sırada geldiği Sivas'ta halk ve askerler tarafından çoşkuyla karşılandı. O anı kendisi Nutuk'ta şöyle anlatır:

“ Sivas şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım... Bu manzara, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi ile dolu olduğunu gösteren canlı bir tanık idi.. ”

27 Haziran günü Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerine şu direktifleri verdi: “ Halkın çoğunluğunu, özellikle okumuş ve genç unsurları amaç etrafında toplayınız. fiili direnişe hazırlanın. Olumsuz propaganda ve akımlara karşı önlemler alın. Kolordu Komutanı ve Kurmay Başkanı ile çok sıkı ve sürekli ilişki içinde bulununuz, onların şifresi ile önemli konular ve durumlar hakkında bilgi alış verişi yapın. Vali ile de iyi ilişkileri geliştirerek iki merkezin vilayete yapacağı duyurulardan bilgi sahibi olunuz. Sivas merkezinden Erzurum Kongresi için iki delege seçerek derhal yola çıkarınız ”

Bu direktifler, Sivaslı vatanseverler üzerinde kıvılcım etkisi yaptı. Ulusal mücadele yolundaki çabalarını artırdılar. M. Kemal, 28 Haziran sabahı, Ramazan Bayramının birinci günü, erkenden Erzurum'a doğru yola çıktı.

Sivaslılar Mustafa Kemal Paşayı Karşılıyor ( 2 Eylül 1919)

Ermeni tehdidine karşı Doğu illerinin birliğini sağlamak amacıyla toplanan Erzurum Kongresi amacına ulaşmış, Kongreye başkanlık eden ve yönlendiren Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki arkadaşları ve üç Temsil Kurulu üyesiyle birlikte Sivas yolundadır.

2 Eylül günü Sivas, tarihinin en mutlu günlerinden birine uyanır. Sivas halkı, Erzincan yönüne doğru, erken saatlerde akın etmeye başlar. Atlı – yaya yola çıkanlar Kılavuz tepesinde toplanır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını getiren otomobillerin Seyfebeli'nden görülmesi ile Sivaslıları büyük bir sevinç dalgası kaplar. Halkın büyük sevgi gösterisinden sonra güneş batarken hep birlikte şehre girilir. Karşılamaya çıkamayanlar caddenin iki yanını doldurmuş, alkış tufanı arasında Mustafa Kemal Paşayı selamlar.

Sivaslılar, misafirleri için Mekteb-i Sultanî'yi (Kongre Binası-Lise) hazırlamışlardı. Akşam onurlarına yemek verilir. Dinlenmeye çekilirler.

Sivas Kongresi'nde Sivas Delegesi Var mıydı?

Sivas Vilayeti, ‘Altı Doğu İli”nden biri olması nedeniyle Erzurum Kongresi'nde temsil edildi. Erzurum Kongresi'ne katılan 13 delegeden ikisi Sivas Merkez Sancağı'nı temsilen Erzuruma gitti. Erzurum Kongresi sonunda dokuz kişilik Temsil Kurulu belirlendi. Sivas (merkez) delegeleri, Mustafa Kemal Paşanın bütün ısrarlarına rağmen Temsil Kurulu'nda görev almadı. Bunun üzerine, Sivas Vilayeti adına Temsil Kurulu'na Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Beyler seçildi.

Erzurum Kongresi'ne katılan yaklaşık 56 delege, Sivas Kongresi'ne katılmak için memleketlerinden yetki almamışlardı. Ayrıca bu delegeleri Sivas Kongresi'ne getirmek pratik olarak da mümkün değildi. Bu durum karşısında, Temsil Kurulu üyelerinin, Doğu illerini ve Trabzon vilayetini temsilen Sivas Kongresi'ne katılması kararlaştırıldı. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nde - Temsil Kurulu üyeleri dışında - Doğu illerinden ve Trabzon'dan delege yer almamıştır.

Böylece, Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Bey, Sivas Vilayeti kontenjanından seçildikleri Temsil Kurulu Üyeliği ile hem doğu illerinin, hem de dolayısıyla Sivas'ın temsilcisi olarak Sivas Kongresi'nde yer almışlardır.

Sivas Kongresi Delegeleri

Delegenin Adı : Temsil Ettiği Yer: Mesleği:

Mustafa Kemal (Atatürk)
 Temsil Kurulu Başkanı (Erzurum)
 Ordu Müf. İstifa
 
Hüseyin Rauf (Orbay)
 Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
 Em. Deniz subayı
 
Bekir Sami (Kunduk)
 Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
 Mülkiyeli - Vali
 
Fevzi (Baysoy)
 Temsil Kurulu Üyesi (Erzincan)
 Din adamı -Şeyh
 
Raif (Dinç)
 Temsil Kurulu Üyesi (Erzurum)
 Hukukçu- Yargıç
 
Refet (Bele)
 Canik (Samsun)(TKÜ)
 Asker (Albay)
 
Kara Vasıf
 Antep
 Emekli Albay
 
İsmail Hami (Danişment)
 İstanbul
 Mülkiyeli- Tarihçi
 
İsmail Fazıl (Cebesoy)
 İstanbul
 Emekli General
 
Hikmet (Boran)
 Ask. Tıb. Öğr. Tem.(İst.)
 Tıbbiye Öğrencisi
 
Ahmet Nuri
 Bursa
 İlmiye sınıfı Hocası
 
Osman Nuri (Özpay)
 Bursa
 Hukukçu- Avukat
 
Hüseyin (Bayraktar)
 Eskişehir
 Tüccar
 
Hüsrev Sami (Kızıldoğan)
 Eskişehir
 Subay
 
Halil İbrahim (Sipahi)
 Eskişehir
 Tüccar- Bld. Bşk.
 
Mehmet Şükrü (Koçzade)
 A. Karahisar
 Hukukçu
 
Salih Sıtkı (Kesrioğlu)
 A. Karahisar
 Mülkiyeli
 
Bekir (Gümişioğlu))
 A. Karahisar
 Öğretmen
 
Abdurrahman Dursun (Yalvaç)
 Çorum
 Öğretmen
 
Mehmet Tevfik (Ergun)
 Çorum
 Öğretmen
 
İbrahim Süreyya (Yiğit)
 Alaşehir (Saruhan)
 Mutasarrıf
 
Macit (Suner)
 Alaşehir (Manisa)
 Hakim (Yargıç)
 
Mehmet Şükrü (Dalamanlı)
 Denizli
 Hukukçu
 
Yusuf (Başağazade)
 Denizli
 Hukukçu - Zıraatçı
 
Necip Ali (Küçüka)
 Denizli
 Hukukçu -Yargıç
 
Hakkı Behiç (Bayiç)
 Denizli
 Mülkiyeli
 
Sami Zeki
 Kastamonu
 Emekli Subay
 
Nuri (Tatlızade)
 Kastamonu
 Tüccar
 
Halit Hami (Mengi)
 Bor (Niğde)
 Tüccar- Beld. Bşk.
 
Mustafa (Soylu)
 Niğde
 Öğretmen
 
Yusuf Bahri (Tatlıoğlu)
 Yozgat
 Çiftçi
 
Osman Remzi (Öğüt)
 Nevşehir
 Memur
 
Mazhar Müfit (Kansu)
 Denizli (Hakkari)
 Valilikten istifa
 
Hasan
 ?
 ?
 
Süleyman (Boşanlı – Boşnak)
 Samsun(Canik)
 Çiftçi - Denizci
 

Aşağıdaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmişler, ancak kongre çalışmaları sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmişlerdir.

Nuh Naci (Yazgan)
 Kayseri
 Tüccar
 
Ahmet Hilmi (Kalaç)
 Kayseri
 Kaymakam
 
Ömer Mümtaz (İmamzade)
 Kayseri
 Tüccar
 
İhsan Hamit (Tigrel)
 Diyarbakır
 Eğitimci
 

Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmiş Necati (Kurtuluş) ve hukukçu Asaf (Doras)'a kongre tutanaklarında rastlanmadığı halde, bazı eserlerde isimleri geçmektedir.

Sivaslılar Kongre için neler yaptı?

Sivaslı Rasim (Başara) Bey, Müftü Abdürrauf Efendi, Emir (Marşan) Paşa ile 3.Kolordu Komutanı Selahattin(Çolak) ve M.Kemal Paşanın özel temsilcisi Ask.Dr. İbrahim (Tali) Bey, ‘lise' binasının Kongre için düzenlenmesiyle ve diğer hazırlıklarla ilgilendiler. Hayri (Sığırcı)Bey ve Şekercizade İsmail Efendi, evlerinden getirdikleri eşyalar ile Mustafa Kemal Paşa'nın kalacağı odayı ve Kongre salonunu döşediler.

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum'dan gönderdiği haberle gelen delegelerin otellerde kalmasını yasaklayınca, Şekercizade İsmail Efendi çok sayıda delegeyi evinde uzun süre misafir etti.

Rasim Bey ve Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin diğer yöneticileri, Hürriyet ve İtilaf Partisi Sivas örgütünün olumsuz propagandalarını boşa çıkararak, halkı millî mücadeleye ısındırdılar.

Sivas Kongresi delegelerinin yemekleri ilk günlerde Sivas Belediyesi tarafından karşılandı. Belediye Başkanı Abdulhak Bey sadece yemekle değil, bütün sorunlarla yakından ilgilendi. Daha sonra masrafları kısmak amacıyla, yemekler Kongre binasının alt katındaki mutfakta çıkarıldı.Yemek giderleri belli ölçüde Sivas'ın varlıklı aileleri tarafından karşılandı.

Şehrin ileri gelenleri ve yöneticileri sık sık kongre binasına giderek, Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekileri ziyaret ettiler, gece sohbetlerine katıldılar.

Böbreklerinden rahatsız olan Mustafa Kemal Paşaya sık sık kepenek suyu getirilerek iyileşmesine yardımcı olundu.

Fransızların Güneyden, İngilizlerin Kuzeyden şehri işgal edeceği tehdit ve söylentilerine, Elazığ Valisi Ali Galip'in Kongreyi basarak dağıtma girişimlerine, İstanbul Hükümeti'nin baskılarına rağmen vatansever Sivas halkı Sivas Kongresine, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına tam bir ev sahipliği yapmıştır.

12 Eylül 1919 günü Kongre salonunda halka açık bir toplantı yapıldı. Davetli Sivaslılar tam kadro bu toplantıya katıldığı gibi, aynı gün Ulu Cami'de yapılan toplantıya Sivas halkı büyük bir ilgi ile katılarak, heyecanlı konuşmaları can kulağı ile dinlemişlerdir.

Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve Temsil Kurulu üyeleri 108 gün kaldıkları Sivas'ta huzur içinde çalışmalarını yürütmüşlerdir.

Kongre sonrası Sivaslı vatansever kadınların yaptıkları çalışmalar her türlü övgünün üstündedir.

Sivas Kongresi'nin Açılışı ve Başkanlık tartışması

4 Eylül 1919 Perşembe günü Sivas, tam bir bayram sevinci içindeydi. Sivas halkı, saatler öncesinden Mekteb-i Sultanî'nin önünde toplanmış, binaya giden yolları doldurmuştu.

Açılış saati olan 14.00'e beş kala Mustafa Kemal Paşa odasından çıkıp toplantı salonuna girdi. Doğruca Başkanlık kürsüsüne çıktı. Çünkü bu toplantının düzenleyicisi ve davetçisiydi. Açış konuşmasına şu cümlelerle başladı:

“ Muhterem Efendiler;

Vatan ve milletin kurtuluşunu amaçlayan zorlayıcı sebepler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas'ta topladı. Yiğitçe azminizi kutlar, sizlere hoş geldiniz demekle mutlu olduğumu arz ederim .... ”

Kongrenin açılışından bir gün önce Bekir Sami (Kunduk) un evinde yapılan toplantıda Mustafa Kemal Paşanın Kongre Başkanlığına getirilmemesi kararlaştırıldı.

Açılış günü kongre salonuna girilirken Mustafa Kemal Paşanın “ Kimi Başkan yapalım? ” sorusuna Rauf Bey: “ Sen Başkan olmamalısın ” cevabını verdi.

Kongre açıldıktan sonra söz alan İsmail Fazıl Paşa, işin içine kişisellik karışmaması, eşitlik ilkesine uyulmasının dışarıya karşı olumlu etki yapacağı gerekçesiyle, başkanlığın birer gün veya birer hafta devam etmek üzere sırayla yapılmasını ve üyelerin temsil ettikleri il veya sancağın adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına göre yapılmasını teklif etti.

Teklif Kongre tarafından kabul edilmedi. Gizli oyla yapılan seçim sonucunda üç olumsuz oya rağmen, Mustafa Kemal Paşa Kongre Başkanlığına getirildi.

Mustafa Kemal Paşanın Kongre Başkanlığına itirazlarının sebebi, kongreden önce hazırladıkları manda isteklerini içeren raporlarını kolaylıkla kongreye kabul ettirmekti.

Erzurum Kongresi Kararlarında Yapılan Değişiklikler

5 Eylül günü bayram kutlama mesajları gönderildi. 6 Eylül Kurban Bayramının ilk günü olduğu için kongre toplanmadı. Bayram günü Sivas Belediyesi'nden bir kurul, Kongre binasına gelerek kutlamada bulunduğundan, 7 Eylül günkü toplantıda ziyaretin iadesi için karar alındı.

7 Eylül günü kutlama telgrafları okundu, verilecek cevaplar belirlendi. Sonra gündemin önemli maddelerinden olan Erzurum Kongresi Tüzük ve Bildiri değişikliği ile ilgili görüşmelere geçildi. Mustafa Kemal Paşanın önceden hazırladığı değişiklik paketi Kongre Genel Kurulu tarafından kabul edildi:

Cemiyetin (derneğin) adı “ Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” iken “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” oldu.

“ Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) , bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder ” yerine “ Heyet-i Temsiliye bütün vatanı temsil eder ” denildi.

“ Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn (hep birlikte) savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” cümlesi “Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir ” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu iki cümle arasında anlam bakımından büyük fark vardır. Birincisinde Anlaşma devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor, ikincisinde bu konu açıklık kazanıyordu.

Tüzüğün dördüncü maddesinde geçen “ Osmanlı Hükümeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (Doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî, siyasî, askerî önlemlerin belirlenmesi ”, – geçici bir yönetim kurma–ile ilgili olarak Sivas Kongresi “ buraları ” yerine , “ yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek ” ifadesini kabul etmiştir.

Bu değişikliklerle yerel bir kongre olan Erzurum Kongresi tüzük ve bildirisi, Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi tarafından genelleştirilerek vatanın tümünü kapsar bir hale getirilmiş oldu.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurulması ile bütün yerel cemiyetler bir çatı altında toplanarak, bu cemiyetin şubeleri konumuna getirilmiş oldular. Böylece Millî mücadele merkezi bir örgütlenmeye gidiyor; ulusal birlik ve ortak mücadele sağlanmış, dağınıklık giderilmiş oluyordu.

Erzurum Kongresi kararıyla kurulmuş olan Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kurulu, yerini 11 Eylül 1919 günü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kuruluna bırakmış oluyordu.

Sivas Kongresi'nde Manda Tartışmaları

Paris Barış Konferansı'nda Anlaşma Devletleri temsilcileri dünyayı paylaşmaya kalktılar. Ancak çatışık istekler ortaya çıktı. Bazı milletleri tümden esaret altına alamayacaklarını düşünerek, işgal politikalarını örtmeye yarayan yeni bir sömürü yöntemi geliştirdiler ve adına ‘Manda Yönetimi' dediler.

Paylaştırılacak yeni topraklar, doğrudan devletlerin eline verilmeyecek, uygun görülecek büyük bir devlet, Milletler Cemiyeti adına bir yörede vekaleten yönetimle görevlendirilecekti. Bu vekaleti alan devlet, sömüreceği ulusun bağımsızlığı hak etme süresini belirleyecekti.

Türkiye dışında, Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuş bütün devletler galip devletlerin mandası altına girdi ve uzun süre sömürüldü. Atatürk'ün önderliği altında girişilen ulusal Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştığı için ‘Tam Bağımsız' Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Manda altına girmekten başka çare düşünemeyen Osmanlı aydınları, tarihi ilişkileri dikkate alarak Amerikan mandası üzerine yoğunlaştılar. Amerika'ya mektuplar yazdılar. Mustafa Kemal Paşaya gönderdikleri mektup ve telgraflarla onu da etkilemeye çalıştılar.

Erzurum'da bulunduğu sırada, Halide Edip (Adıvar) tarafından gönderilen ve Amerikan mandasının ekonomik ve medeni destekten ibaret olduğu sözleri ile dolu mektubu okuduğunda sinirlenen Mustafa Kemal Paşa, yanındakilere şöyle seslenir:

“ Hayır paşalar hayır, hayır beyefendiler hayır, hayır hanımefendiler hayır, manda yok.. Ya istiklal, ya ölüm var..

Amerikan mandası diye çırpınanlar, düşman işgali altında bulunan sinirleri ve zaafları ile bu millete ve bize inanmayanlardır. Bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. Eğer, bunlar Anadolu'nun ve Türk milletinin gerçek duygularını bilseler, bizim çalışmalarımızın hedefini kavrayabilseler, Erzurum Kongresi kararlarının nasıl bir millî vicdan ürünü olduğunu takdir edebilseler, bu sakim (hastalıklı) fikirlerinden dolayı utanç duyarlar. Bunlar, ümitsizlik ve bozgunluk içinde realitelerden uzak olarak yaşayan ve ne yapacaklarını, ne yapılmakta olduğunu bilmeyen insanlardır.

Kongre hissiyatını açıklıkla belirtmiştir. Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) kararını vermiştir. Millî irade şuur ve istikametini bulmuştur. Davamız yürümektedir ve yürüyecektir. Başarılı olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz kararı tanımayacağız. Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar mücadele, yahut da: Ya İstiklal, Ya Ölüm! ”

Erzurum'da, Sivas'a gelme hazırlıkları yapıldığı bir sırada kendisine sorulan: “ Paşam, Sivas'ta galiba manda meselesi bizi çok üzecek ve yoracak ” sorusuna heyecanla şu cevabı verir: “ Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar .”

Kongre için Sivas'a erken gelen İstanbul delegeleri diğer delegeleri de etkileyerek, Amerikan mandasını isteyen bir muhtıra (rapor) hazırladılar. Bu rapor Sivas Kongresi gündemine alındı.

8 Eylül 1919 günü Kongre mandayı tartışmaya başladı. Özellikle İstanbul'dan gelen Kara Vasıf Bey, İsmail Fazıl(Cebesoy) Paşa, İsmail Hami (Danişment) Bey ve Refet (Bele) Bey, Kongre salonunu etkileyecek uzun konuşmalar yaparak, Amerikan mandasını savundular. Kara Vasıf Beyin konuşması sırasında delegelerden biri : “ İstanbul'dan mandayı mı bize hediye getirdiniz? ” diye bağırdı.

Refet Beyin konuşmasının delegeler üzerinde o kadar etkili olmuştu ki, oylamaya geçilmesi durumunda manda kararı çıkacağından korkan Mustafa Kemal Paşa, toplantıya on dakika ara verir.

Ahmet Nuri Bey (Bursa) ve Raif(Dinç) Efendi mandayı savunanları eleştirdiler. Bağımsızlıktan yana tavır koydular. Mandayı savunanları Bağımsızlığa karşı olmakla suçladılar. Bunun üzerine İsmail Fazıl Paşa “Yanlış anlaşıldığı için raporumuzu geri çekiyoruz. Hiç verilmemiş saydık” dedi.

8 Eylül gecesi evlerde ve Kongre binasında manda üzerine konuşmalar ve tartışmalar sürdü. Ertesi gün Kongre manda tartışmalarına devam etti. Rauf(Orbay) Beyin teklifi ile : “Amerika'da yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz propagandaların doğurduğu yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için Amerika'dan bir kurul istenmesine ve inceleme sonucunda gerçeklerin gösterilmesi” kararına varıldı.

Böylece hem manda istekleri gömüldü, hem de mandayı savunanlar küstürülmeyerek bu sorun çözüme kavuşturuldu.

Manda konusundaki görüşmelerin sonucu Sivas Kongresi kararlarına şöyle yansıdı : “... Devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milli ilkelere saygılı olan ve vatanımıza karşı saldırı ve yayılma amacı gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sanayi, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız ....”

Mustafa Kemal Paşa, mandayı savunanları karşısına almadan Sivas Kongresi'ni başarı ile yönetmiş ve mandanın reddedilerek, bağımsızlık kararının çıkmasını başarıyla sağlamıştır. Gösterdiği liderlik sabrıyla, Kongrenin birlik ve beraberlik içinde çalıştığını ve sonuçlandığını dost, düşman herkese göstermiştir.

Manda İsteklerine karşı Bir Türk Gencinin Haykırışı
Manda tartışmalarının yoğun olarak yaşandığı 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal'in odası her zamankinden daha kalabalıktı. Özellikle Denizli delegeleri olan Necip Ali, Yusuf Beylerle, Şeyh Fevzi Efendi, Hikmet, Osman Nuri, Ahmet Nuri Beyler lise binasında delegelere ayrılan koğuşta kaldıklarından, onların da katılımıyla Paşanın odasında toplananların sayısı çoğalmıştı.

Mustafa Kemal Paşa etrafındakilere hitaben:

“ İstanbul'dakiler ve buradakiler nevmid (ümitsiz ) ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ( keder – üzüntü ) ve marazi (hastalıklı ) bir haleti ruhiye ( ruh hali- psikoloji ) içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur.”

“Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabiî ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir ( seçilmeye değerdir). Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?” dedi. Delegeler de konuşuyor, manda aleyhinde söz ediyorlardı.

Hikmet ismindeki Askeri Tıbbiye öğrencisi, Sivas Kongresi'nde öğrenci arkadaşlarının temsilcisi olarak bulunuyordu. Aralarında topladıkları para ile onu Sivas'a göndermişlerdi. Heyecanlı, atak bir vatanseverdi.

Gece, Paşanın odasında Hikmet Bey de vardı. Gündüz yaşanan tartışmaların etkisiyle olsa gerek titriyordu. Sanki birdenbire ateş ve heyecan kesilmiş olarak, yüksek sesle:

“- Paşam, delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem.. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbih ederiz (çirkin görürüz) . Farzı Muhal (var sayalım) , manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i ‘ vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı' olarak adlandırır ve tel'in (lanet okuma, protesto etme ) ederiz .”diye bağırdı.

Bu gencin yürekten kopup gelen bu sözleri karşısında orada bulunanların gözleri yaşarmıştı. Mustafa Kemal Paşa da duygulanmıştı. Heyecanlı bir sesle:

“ Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.” dedi , sonra Hikmet Beye dönerek:

“ Evlat, müsterih ol. ‘ rahat ol' . Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, ekalliyette ‘ azınlıkta' kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl, ya ölüm .”

Tıbbiyeli genç, hemen yerinden fırladı:

“ Var ol paşam ...” diyerek Mustafa Kemal'in elini öptü. Mustafa Kemal, kongreye aydın Türk gençliğinin ve tıbbiyenin temsilcisi olarak üniformasıyla katılan bu yiğit delikanlının alnından öptü:

“ Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.” dedi.

Sivas Kongresini Engelleme Çalışmaları ve Ali Galip Olayı

Kongrenin İngiliz ve Fransızlar tarafından baskına uğrayarak Sivas'ı işgal edecekleri tehditleri boşa çıktı. Mustafa Kemal Paşa bu tehditlerin boş olduğunu henüz Sivas'a gelmeden Vali Reşit Paşaya bildirmişti.

Sivas Kongresine delege seçilenlerin Sivas'a gelişleri sırasında bin bir engelle karşılaştıkları, kılık değiştirdikleri bilinmektedir. İşgal altındaki yerlerden delege gelemeyişi nasıl bir baskı altında kalındığının en büyük işaretidir.

Bütün bunların yanında Ali Galip olayı ayrı bir tehdit oluşturmuştur: Elazığ Valiliğine özel görevle atanan Kurmay Albay Ali Galip, 27 Haziran günü Sivas'a gelecek olan Mustafa Kemal Paşayı tutuklatmak için Sivas Valisi Reşit Paşayı baskı altına almıştır. Ancak şehre gelen Mustafa Kemal Paşa tarafından, Kolordu binasında ayakta bekletilerek, ağır sözlerle karşı karşıya bırakılmıştır.

Sivas Kongresi devam ederken, İstanbul Hükümeti Ali Galip'e Sivas Valiliği ile Üçüncü Kolordu Komutanlığını önerir. Ali Galip, bu öneriye karşılık, askerlik kıdemine sekiz buçuk yıl eklenmesini, generalliğe terfi ettirilmesini ve bir miktar tazminat verilmesini ister. 3 Eylül 1919 günü Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve Dahiliye Nazırı Adil Beyin imzalarıyla şartlarının kabul edildiği kendisine bildirilir.

Bu yazışmalar milli mücadele istihbaratınca elde edilecek ve karşı harekete geçilecektir.

Ali Galip, ayrılıkçı bir takım gruplardan asker toplayarak Sivas Kongresi'ni basma hazırlıkları yaparken, çevredeki askeri birliklerin baskınına uğrayacaklarını öğrenince kaçar.

Bu gelişmeler karşısında durumu Padişaha iletmek isteyen Mustafa Kemal görüşmeye engel olunması üzerine İstanbul ile her türlü haberleşmeyi kestirir. 15 gün süre ile soğuk harp başlar. Sonuçta Damat Ferit Hükümeti istifa etmek zorunda kalır.

Yeni kabineyi kuran Ali Rıza Paşa ile süren görüşmeler sonunda “Amasya Görüşmeleri” gerçekleşir. Osmanlı Mebuslar Meclisinin açılışı sağlanır. Bu mecliste “Misak-ı Millî” ilan edilerek hem ulusal sınırlar çizilir hem de tam bağımsızlık kararı yasal ve yetkili bir organ tarafından kararlaştırılmış olur. Mebuslar Meclisi'nde alınan bu tarihi karara tepki olarak İstanbul işgal edilecek (16 Mart 1920) ve bazı Milletvekilleri tutuklanacaktır. Bu gelişmeler ise TBMM'nin açılmasına ortam hazırlayacaktır.

Sivas Kongresi, ulusal bir kongre olma özelliği ve Misak-ı Millî'ye alt yapı hazırlaması bakımından, TBMM'ye giden yolu açmış ve millet egemenliğine öncülük yapmıştır.

İrade-i Milliye Gazetesi

Sivas Kongresi toplanmadan önceki günlerde gelen delegeler, millî ülkü ve hareketlerin geniş ve sürekli bir biçimde yayımlanması için bir gazetenin çıkarılması gereği üzerinde durmuşlardı. İsmail Fazıl Paşanın önerisi ile çıkarılacak gazetenin adı İrade-i Milliye oldu.

11 Eylül Perşembe günkü oturumda basın konusu ele alındı ve haftada iki gün olmak üzere “İrade-i Milliye” adıyla bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Gazete yönetiminin politik kuruluşla ilgisi bulunmayan birine verilmesi istendi. Bu kişiyi bulma görevi ise Rasim (Başara) Beye verildi. O da Sivas Lisesi'nin çalışkan öğrencilerinden biri olarak tanıdığı, yirmi iki yaşındaki Demircizade Selahattin'i (Ulusalerk) bu işe uygun gördü. Selahattin, görevi sevinçle kabul etti. Dilekçe ile Valiliğe başvurarak gazetenin çıkarma yetkisini aldı ve Sorumlu Müdürü oldu.

Gazete İl Basımevinde basıldı. İlk sayısı 14 Eylül günü çıkan gazetenin çıkış sebebi, yine bu sayıda “ Millî hareketin halka ve dünyaya duyurulması ” olarak belirtiliyordu.

İrade-i Milliye Gazetesinin özellikle ilk beş sayısındaki yazılar, bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Temsil Kurulu'nun Sivas'ta bulunduğu süre içinde 19 sayı yayımlandı.

İlk sayısının sürümü tahmin edilemedi. Bin adet basıldı. Aşırı talep üzerine baskı sayısı artırıldı. Gazete basıldığı günlerde geçmiş baskıları yirmi kuruş yerine, iki yüz kuruşa dahi arayanlar vardı. Özellikle İstanbul'dan büyük bir istek vardı.

İrade-i Milliye, Mustafa Kemal Paşa tarafından Temsil Kurulu adına yayın yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesidir.

İngiliz ve Fransız Basınında Sivas Kongresi

The Times Gazetesi , 22 Eylül 1919 : “ Bir Anadolu Cumhuriyeti... asilerin başı: M. Kemal..., Sultanın değiştirilmesinin başlıca gayelerinden biri olduğu bazı mahfillerde ileri sürülmektedir .”

Ranin Gazetesi , 11 Ekim 1919 : “ M. Kemal Paşa Anadolu'da bir millî hareket meydana getirmeye çalışıyor. Bu çocukça bir hayaldir! Bütün cihanın kuvvetine karşı... harpten ezilmiş olan zavallı Anadolu'nun kuvveti ile... kafa tutmasının ne hükmü olabilir? Anadolu'da ne kalmıştır, ne var ki direniş oluşturabilsin? ”

.....

Le Temps Gazetesi , 10 Eylül 1919 : “ Sultanın hakimiyeti hâlâ İstanbul'da ise de ordusu başka yerde, Türk milliyetçilerinin gittikçe güçlendikleri Anadolu'dadır. Sivas'tan, kongreleri Sultana telgrafla bir kararlar listesi bildirdi. Birinci karar şimdiki hükümete güveni reddediyor; ikincisi ise hiçbir Türk toprağının elden çıkmamasını istiyor...

İster beğenin ister beğenmeyin bir Türk gücü yaşıyor. İster beğenin ister beğenmeyin bu güç kendi şuuruna vardı. ‘Hasta adam' ın gürbüz, hatta rahat durmaz çocukları var ve onun mirasını, hiç değilse bu mirastan hakları bulunan parçayı istiyorlar. Müttefikler ne düşünür acaba? ”

Lyon Republicain , 23 Eylül 1919 : “ Sivil ve asker Türk vatanseverleri, iktidarsızlıkla suçladıkları hükümetlerine karşı ve Türkiye'yi paylaşmak istemelerinden kuşkulandıkları bazı müttefiklere karşı tam bir ayaklanma halindedirler .”

Lyon Republicain , 20 Ekim 1919 : “ Milliyetçi hareket iki büyük avantajdan yararlanıyor: Bir yandan, iklimi çok sert, ulaşım olanakları kıt olan dağlık bölgenin doğal durumu; öte yandan, millî topraklarını savundukları bilincini taşıyan ve müttefiklerin çelişen çıkarlarına karşı tek vücut halinde birleşen şeflerinin su götürmez vatanseverliği.

Bütün güçlüklerine rağmen, Türkiye'nin bağımsızlığı politikası izlenmelidir ”

İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck, Dışişleri Bakanı Lort Kürzon'a gönderdiği raporunda Sivas Kongresi ile ilgili olarak şöyle yazmıştır: (17 Eylül 1919 )

“ Türk milliyetçileri, Türkiye'nin Türklerde kalmasını istiyorlar, yabancı himayesini red ediyorlar. Onlar imparatorluğun ölümünü değil, yeni bir hayat mukavelesini imza etmek azmindedirler .”

Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti

Sivas Kongresi sonrası, Mustafa Kemal'in henüz Sivas'ta bulunduğu bir sırada Sivaslı vatansever kadınlar bir araya gelerek Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla bir dernek kurdular.

28 Kasım günü Nümune Mektebinde yapılan bir toplantıdan sonra, valiliğe resmen başvuruda bulundular ve 9 Aralık 1919 tarihli valilik yazısıyla kuruluş onayını aldılar.

AKMVC'nin kuruluşu Mustafa Kemal Paşaya bildirildiğinde : “ Maksat vatanı müdafaadır. Bu teşebbüsün birinciliği şerefini kazandıkları için Sivaslı hanımefendileri tebrik ediyorum ” diyerek bu girişimden duyduğu mutluluğu dile getirmiştir.

Türk kadınının Milli mücadeleye büyük kararlılıkla katılışı gösteren en önemli olay, merkezi Sivas'ta olmak üzere kurulan bu dernektir.

AKMVC'nin Melek Reşit Hanımın Başkanlığı altında 800 üyesi vardı. O günkü illerin idari genişliğini dikkate alırsak, 14 merkezde şubelerinin olması bu kadın derneğinin önemini ortaya koymaktadır. Genel merkezi Sivas olan AKMVC'nin şubeleri: Kangal, Viranşehir, Kayseri, Eskişehir, Kastamonu, Erzincan, Amasya, Pınarhisar, Burdur, Konya, Yozgat, Bolu, Aydın, Niğde.

Savaş şartlarında kimsesiz kalmış olan kadın ve çocuklara maddi ve manevi destek veren bu vatan sever Sivaslı kadınlar, cephedeki askere kıyafet diktiler. Aralarında para toplayarak maddi destelerde bulundular. Yabancı devlet Başkanları ve eşlerine gönderdikleri yazılarla, işgaller karşısında kadın ve çocukların uğradığı zulümleri protesto ettiler. Ayrıca Padişaha, İstanbul Hükümetine, bazı kuruluşlara, yabancı devlet temsilcilerine, (Ulusal haberlere uygulanan sansüre göz yuman) Osmanlı basın kuruluşlarına protesto telgrafları çektiler.

Bütün faaliyetleri İrade-i Milliye ve Hakimiyeti Milliye gazetelerinde yer alan AKMVC, Milli Mücadele tarihimizde haklı ve onurlu bir yere sahip olmuştur.

Sivas Kongresi İle ;

* Bütün ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismi altında birleştirilerek bir merkezden yönetilmeye başlandı.

•  Manda düşüncesi reddedilerek, ulusal bağımsızlık benimsendi.

•  Ulus egemenliğinin ve bağımsızlık ruhunun sürekli kalplerde yaşayacağı ve Anadolu'nun her türlü direnişe hazır olduğu bütün dünyaya duyurulmuş oldu.

•  Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin açılmasına zemin hazırladığı gibi, Misak-ı Millî kararlarına da öncülük etmiştir.

•  Kongre ile Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığının korunması istenmiş ve gerektiğinde işgal devletlerine karşı silahlı hareket öngörülmüştür.

•  Mustafa Kemal Paşanın Başkanlığında seçilen Temsil Kurulu, yürütülecek siyasi mücadelenin yöneticiliğini üslenerek TBMM'nin açılışına kadar bu görevi yürütmüştür.

•  Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi, TBMM iktidarına ve rejimine geçişin kurumu olmuştur.

•  Sivas Kongresi, birleştirici, yapıcı ve Türk millî mücadelesini ve Kurtuluş Savaşını bina edici temel bir kongredir.

•  Atatürk'ün deyişi ile “ Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi ”

•  Kongrede alınan kararlar, usûl ve esas olarak demokratik ve millî bir devletin habercisidir. Kongre ile Türk milleti kendi kaderine el koymuş, vatanın bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlık hedefiyle Kurtuluş Savaşı'nın esaslarını ortaya koymuştur.

•  Yürekli bir şekilde alınan ve büyük bir azimle uygulanan bu kararlar sonucunda kesin bir zafer elde edilmiş ve demokratik, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu gerçekleştirilmiştir.

Sivas'ta Komutanlar Toplantısı

İstanbul Hükümetinin Mebuslar Meclisinin Anadolu toplanmasına razı olmadığı her halükarda İstanbul'da toplanacağı, Salih Paşa tarafından Sivas'a iletildi. Bu durum Karşısında Temsil Kurulu ile durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal, Sivas'ta bütün kolordu komutanlarının katılacağı bir toplantı yapılması kararını çıkarttı.

16 –24 Kasım 1919 günleri arasında Sivas'ta gerçekleştirilen toplantıya başta 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve 20 Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa olmak üzere davetli diğer kolordu komutanları – biri hariç – katıldı. Mustafa Kemal, Kazım Karabekir Paşaya kendi kaldığı odayı vererek kendisi başka bir odaya geçecektir..

Komutanlar toplantısına Temsil Kurulu üyeleri de katıldı. Toplantı gündeminde üç konu ele alındı: Mebuslar Meclisinin toplanma yeri, Meclisin toplanmasından sonra Temsil Kurulu ve millî teşkilatın alacağı şekil ve çalışma yöntemi, Paris Barış Konferansının bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.

Bu konu başlıkları ile ilgili olarak 29 Kasım günü şu kararlar alındı:

Sakıncalarına rağmen Meclisin İstanbul'da açılmasına karşı çıkılmayacak. Seçilen milletvekilleri İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi şehirlerde toplanarak, kendilerine gerekli bilgiler verilecek. Güvenlik önlemleri alınacak. Mecliste güçlü bir grup kurulacak. Komutanlar millî teşkilatın yayılmasına ve güçlendirilmesine hız verecek. İstenen şartlar oluşuncaya kadar Temsil Kurulu görevine devam edecek. Askeri önlemlere kesintiye uğramaksızın devam edilecek. Paris Konferansı olumsuz karar verirse, milletin bu konudaki kararına göre hareket edilecektir.

Kolordu Komutanlarının bir davetle Sivas'ta toplanması, millî teşkilatın gücünü göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kuvâ-yi Milliyeyi Amil, Millî İradeyi Hakim Kılmak Esastır

Milli Mücadele döneminde yaklaşık 28 kongre toplanmıştır. Bu kongreler içerisinde tek ulusal kongre Sivas Kongresi'dir. Sivas Kongresi Erzurum Kongresi'nde seçilen Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Kurulu üyeleri ve yeni seçilen diğer delegelerin katılımı ile toplanmıştır. Dolayısıyla bütün yurdu ve milleti temsil eden delegelerin katılımı ile kongre toplanmıştır.

Sivas Kongresi kararları arasında geçen “... Kuvâ-yı Milliyeyi Amil Millî İradeyi Hakim Kılmak Esastır ” (Millî güçleri etkili ve millî iradeyi egemen kılmak kesin ilkedir) ifadesi ile “millet egemenliği” Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi'nden sonra ulusal bir kongre olan Sivas Kongresiyle hayata geçirilmiş oluyordu

Sivas Kongresi ve Temsil Kurulu milletten aldıkları temsil yetkisi ile bir hükümet gibi hareket ederek, yürütme görevini yerine getirmiştir.

Sivas Kongresi kararı ile kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM açıldıktan sonra da faaliyetine devam etmiş,siyasi bir grubun adı olmuş ve nihayet bu cemiyetin ismi değiştirilmek suretiyle yeni Türk devletinin ilk siyasi partisi olan “Halk Fırkası”nın kuruluşu sağlanmıştır.

Bu gelişmelerle Sivas Kongresi, TBMM iktidarına ve Cumhuriyet rejimine geçişin kurumu olmuştur.

“Cumhuriyetin Temelinin Sivas'ta atıldığı” ifadesinin tarihi kökleri de bu tarihi süreçten kaynaklanmaktadır.

Ulu Önder Atatürk, 13 Kasım 1937 günü Sivas'ı son defa ziyaret ettiklerinde, Kongre salonunu gezerken yanındakilere dönerek, Sivas Kongresi'nin önemini en güzel şekilde ifade eden şu veciz sözü söylemişti:

“ Burada Bir Milletin

Kurtuluşunu Hazırlayan

Kararlar Verildi”

*********

Sivas, 108 Gün Millî Mücadele Merkezi Olmuştur

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Kurulu, 2 Eylül 1919 günü geldikleri Sivas'ta 108 gün kaldıktan sonra, 18 Aralık 1919 günü Ankara'ya hareket etmişlerdir.

Bu 108 gün boyunca Sivas Millî Mücadele merkezi olmuş, Sivaslılar bütün içtenlikleri ile bu kutlu konuklara ev sahipliği yapmış ve önemli bir çok tarihî olay bu süreçte yaşanmıştır.
Logged
« Yanıtla #1 : 20 Kasım 2007, 22:33:12 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

RESİMLER
Logged
« Yanıtla #2 : 21 Kasım 2007, 01:54:57 »
kursat1
*
Mesaj Sayısı: 745
Tecrübe Puanı: 164

Offline
SİVAS

merhaba zoor ,

şahsıma yapılmış bir jesttir bu , çok teşekkürler.

Birkaç yıl sonra antik dönem için çok daha fazla bilgi oluşacak. Şu müzesi bir açılsın bakalım.
Logged
« Yanıtla #3 : 24 Kasım 2007, 22:02:38 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

hepinize saygılar
Logged
« Yanıtla #4 : 01 Aralık 2007, 12:07:01 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

 
SİVAS’IN DAĞLARI KEKİK KOKAR

Çıktın mı? Hiç meraküm yaylasına, çektin mi? Ciğerler dolusu tertemiz kekik kokan havayı.
Peki ya! Tırmandın mı? Beşgardaşlar rampasından.
Duracağan yağdonduran geçidinde vereceğen arkanı delük daşa, içeceğen buz gibi suyu.
Emmi oğluyla beraber, pürçekli söktün mü?, öküzgötü yedin mi?, karamuknan elini yüzünü boyadın mı?., hatun göbeğe topladın mı?, güveminen dilini burdun mu?, sincanın suyunu sıkıp içtin mi?, kengel sağızı çıynadın mı?, tahıldan sakız yaptın mı?, ya kara çıtlık sakızı?, soğuk çermiğin suyuna şeker gatıpta gazoz yapmadın mı?, bembeyaz donla-tumanla sıcak çermiğin havuzuna girip sarıya boyadın mı?, tepe çermikde çimdin mi?, garlıpunara karpuz goyup ikiye yardırdın mı?,yılanlı çermikte yundun mu?, bayramlık pantolu çalıya daktın mı? Hafik lota gölüne balığa gittin mi?, Kızılırmak sularında doyasıya oynadın mı?, arı oğulu toplamak için iki daşı birbirine vurup gon-gon çığırdın mı? Aşuk attın mı?, pekiii gödelek oynadın mı?, çoban yastuğuna başını goyup uyudun mu?, kangal itinin yalamasıyla uyandın mı?, çarşı çeşmesinden  ve kızlar punarından kepenek suyu içtin mi?, saman çuvalı ile kızak yapıp tepeden aşşa kendini güverdin mi?, sabah-akşam 50 tene malın bokunu temekten dışarı atın mı?, yumurtlayamayan culukların götlerini yağladın mı?, yaban tezeğe topladın mı? Peki ya tren yolundan kömür, kene ayıkladın mı?, ohra sıkıp hayvanın sırtından  çıkarttın mı?, kayak evinde şömine karşısında sucuh ekmek yedin mi?, eksi 40 derecede temel tepede nöbet tuttun mu?, soğuktan donan ellerini egzozda ısıttın mı?, çamlıbelden aşıp Tokat’a gittin mi?, kuşburnu reçeli yaptın mı?, pezük turşusunun tadını bilir misin?, sen hiç dağda ceviz gibi toluya yakalandın mı?,
Çifte minareyi-buruciye medresesini-güdük minareyi-kurşunlu hamamını-yuharıtekkeyi-istasyon caddesini-hükümet meydanını-mısmılıırmağı-mundarırmağı gördün mü?, pekiya çıbırlar parkını-kaleyi gördün mü?, cezaevi halısı satın aldın mı?, çiğit çıtladın mı?, törenlerde özel günlerde çepük çaldın mı?, şarkı türkü dinlerken şıpıttın mı?, hasmına kümsük vurdun mu?, hısmına abuç dedin mi?, ırmağan kenarında yılgından çalgu kestin mi?, yavşandan ev süpürgesi bağladın mı?, kışın tel helva çektin mi?, peki komşunun helva  miyanesini soğuklanırken çaldın mı?, hamamda göbek daşına yatıp uyuyup kaldın mı?, işçi meydanında iş bekledin mi?, tahıl meydanında sıra bekledin mi? Demiryolu köprüsü altında kölgelendin mi?, bütün gece kaybolmuş davar aradın mı? Ahur seküsünde yatıp gece inek buzalattın mı?, harmanda patozun arkasını çektin mi?, dirgen sapıynan emminden zopa yedin mi?, döven sürdün mü?, kesek nedir bilir misin?, seninde gece yattığında kalbin elindeki nasırlarında atar mı?, iti-pisiği enükleriyle beraber telise koyup şeehere azıttın mı?, ayak keseri kullandın mı?, gamga topladın mı? Tandurun altını attın mı?, kazanın götünü kumladın mı?çirpi kırdın mı?, madımak-evelik-yemlik-tekesakalı-kürül-fiğ yedin mi?, kongre binasını gezdin mi?, paşa fabrikasını-gürün gökpınar gölünü gördün mü?, meydan camiinde namaz kıldın mı?, daşhandan alış veriş yaptın mı?, Cumhuriyet üniversitesi kampusünü gezdin mi?,Sivas bıçağı-kalem-kilim ve gümüş işi hediyeler aldın mı?, Sivas havaalanını kulandın mı?, Selçuklu eserlerini gezdin mi? Kadıburhanettinin türbesini ziyaret ettin mi? Tema vakfı ile 13 milyon ağaç diktin mi?, Sivas sporun maçında yürek dolusu coşkuyla ‘kırmızı beyaz üç yıldız Sivasspor heey!’ Diye bağırdın mı?, tarihi Sivas evlerinin fotoğraflarını çektin mi?, yeni açılan bulvar ve caddelerinden geçtin mi?, nenenin bişirdiği yıldız yemeğini-tırhıtı-kesme çorbasını-kavurma eriştesini-yumurta eriştesini-un herlesini-kesme sübresini yedin mi?, hedik kaynattın mı?, hiç sana seyip tavuğun turuncusu bulaştı mı?, minibüs şoförüne eğle! Gardaş eğleeeee! Diye bağırdın mı?

Her biri bir başkadır ilçelerinin, Yıldızeli’nde yıldız dağına gittin mi?, tüllüce kilimine uzandın mı?, Kemankeş Karamustafapaşa camiini ziyaret ettin mi?,
Kangalda balıklı kaplıcaya girdin mi?, Kangal köpeğini duydun ama Kangal koyununu duydun mu?, Kangal Alacahan sempozyumuna katıldın mı?, Güründe şuğul kanyonunu gezip kaya evleri gördün mü?, karadoruk tepesinde güneşin batışı bir başkadır bilir misin?, kızılburun köyü yeniçıktı mağrasına girdin mi?, Hafik’te dipsizgöl şelalesine gittin mi?, deliktepe höyüyüne girdin mi?, kenkürek kaya mezarına çıktın mı?, tuzhisar kilisesini ziyaret ettin mi?, Zara’da tödürge gölünde balık tuttun mu?, su kayağı yaptın mı?, Zara balını kaymakla tandır ekmeği ile yedin mi?, Suşehri yaylalarına çıkıp şenliklere katıldın mı?, Kılıçkaya ve çamlıgöze barajlarında piknik yaptın mı?, eşek meydanını gördün mü?, 17 ilçenin 17 ayrı görülmeye değer köşesi olduğunu biliyor muydun?, her biri birbirinden güzel, buram buram kekik kokan 1236 köyü olduğunu biliyor muydun? Ve bu köylerimizde yüreği temiz binlerce vatandaşımızın yaşadığını.
Sen bilir misin? Tarlada-kırda doğum yapmayı ya da katır sırtında saatlerce hasta taşımayı, öğretmeni olmayan soğuk duvarlı boş okulları, doktorsuz camı kırık sağlık ocakları, ödeneksiz kamu binaları gördün mü? Hiç.

Daha yazacak çok şey var Sivas için, yaşayan bilir Anadolu’yu hele ki benim gibi gurbette ise bir başka dokunur bu satırlar yüreğine.

BENİM MEMLEKETİMİN DAĞLARI KEKİK KOKAR.

NOT: Lafın gereği yöresel olarak kaba (argo denemez) sözcüklerden ötürü özür diler,
Saygılarımı sunarım   ....ALINTIDIR.....
Logged
« Yanıtla #5 : 01 Aralık 2007, 12:19:57 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS


KANGAL ÇOBAN KÖPEĞİNİN TARİHÇESİ :

Kangal köpeği hakkında çeşitli rivayetler söz konusudur. Bir rivayete göre M.Ö. Asurlular ve Babilliler zamanında türediği, aslan ve kaplan gibi vahşi hayvanlara karşı korunmak, savaşlarda yararlanmak amacıyla büyük bir özenle yetiştirildiği anlatılmaktadır. Bu köpeğin çok rahat bir şekilde aslanı mağlup ettiği söylenmektedir. İkinci bir rivayete göre, Hint mihracesinin Osmanlı padişahına (Yavuz Sultan Selim veya 4. Murat'a) bir köpek hediye etmesiyle başlamaktadır. Sarayda bulunan ve aslanla boğuşan bu köpek aslanı öldürüyor. Böylece padişahın nazarında büyük bir ilgi görüyor. Osmanlı ordusu doğu seferine gelişinde Kangal Deliktaş dolaylarında köpeğin kaybolduğu ve bütün aramalara rağmen bulunamadığı, Kangaldaki köpeklerin bu köpeğin soyundan türediği rivayetler arasındadır. 17.Yüzyılda Evliya Çelebi Seyahatnamesinde aslan kadar kuvvetli olarak tarif ettiği bu köpeklerden bahsetmektedir. Osmanlı İmparatorluğu kurucularının bu köpeği beraberlerinde Anadolu'ya getirdikleri ve Osmanlının Avrupa'ya yayılmasıyla çoğu Avrupa Çoban Köpeğinin de bu ırktan türediği sanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemi arşivlerinde, Kangal köpeklerinden bahsedilmekte pedigrili yetiştiriciliği yapıldığı bahsedilmektedir. Kangal Çoban Köpeklerinin bu kadar eskilere dayanan tarihi geçmişten günümüze kadar irk özelliklerini bozmadan gelebilmesini, geçimini koyunculuktan sağlayan çiftçilerin en güvenilir dostu olmasına ve Dünya köpek ırkları arasında kurtlara karşı koyabilen tek köpek ırkı olmasına bağlanmaktadır. Kangal köpekleri en zor iklim ve çalışma şartlarında verilen görevi cani pahasına yerine getirirler. Bakım ve beslenme şartları diğer köpek ırklarına göre daha basit ve ekonomik olması Kangal ırkı köpek neslinin devamını sağlamıştır. Kangal köpekleri uzun süre eğitime tabi tutulan diğer köpek ırkları ile mukayese yapıldığı zaman öğrenme kabiliyeti bakımından, onlardan daha üstün olduğu gözlenir.

Logged
« Yanıtla #6 : 01 Aralık 2007, 12:42:34 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS - KANGAL KÖPEĞİ


Genel Özellikler

Dünyada emsali görülmemiş bir köpek türü olan Kangal Çoban köpekleri, Türkiye'de ve yabancı devletlerde haklı bir üne sahiptir. Özellikle İngiltere ve Amerika'da bu köpekleri sevenler tarafından dernekler kurulmuş, yarışmalar yapılmıştır. Ne acıdır ki yabancı devletlerin göstermiş oldukları ilgiyi, bizler maalesef son on-on beş yıldır göstermekteyiz.

Kangal Çoban Köpekleri çok cesur, gayet hızlı ve çeviktirler. Kadın ve çocuklara karşı gayet muhlis, kötü niyetli kişilere karşı son derece caydırıcı bir silah olan Kangal köpekleri çok zeki, ön sezileri kuvvetli ve sahibine aşırı bağlıdırlar. Sahibi tarafından azarlandığı zaman suçlu bir çocuk gibi başını öne eğer,sahibinin gözlerine mahsun mahsun bakarak af edilmesini bekler. Hislerini yalnız hal, hareket, mimik ve jestlerle değil çıkardıkları çeşitli tonlardaki havlamalarla belli ederler.

Kangal Çoban Köpekleri görevlerine çok sadıktırlar. Şöyle ki; dağda sürüden ayrılan veya geride kalan koyunun başından günlerce aç ve susuz bekledikleri Kangal çiftçileri tarafından anlatılmaktadır.

Kangal Çoban Köpeğine sahip çiftçilerin en büyük gurur kaynağı köpeklerinin kurt boğmalarıdır. Kurt boğan köpeğe sahip olmak onlar için bir ayrıcalık ve övünç kaynağıdır.

Yüzyılların ihmaline rağmen ne ırk vasıflarından ne de yüksek ruh yapısından en ufak bir taviz vermemiştir. Kan asaletine çok bağlıdır. Doğuda serbestken bile başka bir karnivorla çiftleşmesi mümkün değildir. 1975 yılında askeri amaçla eğitime alınmış ve asırlardır bu yönde eğitim gören köpek türlerinden çok daha yetenekli olduğunu kanıtlamıştır.

İyi bir köpekte bu özellikler olmalıdır:


Zeka : Orta-yüksek düzeyde

Güvenirlilik : Sürü hayvanına ve sahiplerine zarar vermemelidir.

Dikkatlilik : Görevine karşı ilgi ve dikkati bulunmalıdır.

Koruyuculuk :Yabancıya karşı reaksiyoner (havlama-saldırı) olmalıdır.

Güç : Olası düşmanı durduracak (kurt-hırsız) güçte olmalıdır.

Hız : Olası düşmanı kovalayıp yakalayacak hızda olmalıdır.

Cesaret :En önemli özellik olarak cesareti söyle- yebiliriz. Çünkü:Cesareti olmayan bir köpek diğer 6 özelliğe sahip olsa da etkili olamaz.


Tüm bu özelliklerin hepsini en yüksek düzeyde Kangal köpeklerinde bulmamız mümkündür. İşte bu özelliklerinden dolayı Kangal köpekleri dünya köpekleri arasında hak ettiği değeri ve birinciliğini her zaman koruyacaktır.

Kangal Köpeğinin Kurt Boğması

Kangal köpekleri topluca kurt boğdukları gibi tek başlarına da kurt boğabilirler. Eğer köpek tek başına kurt boğmuşsa günlerce yerinde kalkamaz. Zira hem yaralı olur hem de gösterdiği üstün efordan dolayı aşırı yorgun olur. Yarasının çoğu tırnak yarasıdır. Kurdu boğmak için altına aldığında yaraların çoğu karın bölgesindedir. Kurt arka ayağının tırnaklarıyla üstündeki köpeği kaldırıp atmaya çalışırken yaralar. Kurdun arka ayak kasları çok kuvvetlidir. Kurdun açmış olduğu diş yarası ise bıçakla kesilmiş gibidir.

Kangal köpeği kurdu çok süratli kovalar ve yetiştiği zaman bazen yan taraftan süratli döş vurur, bazen de rast gele arkadan da çarpar. Bu çarpışma sırasında haliyle kurtta köpekte yıkılır. Sonra her ikisi birden kalkmaya çalışır. Eğer köpek kurttan evvel kalkarsa, hemen kurdun boğazından tutar ve ölünceye kadar bırakmaz. Fakat kurt daha evvel kalkarsa bu kovalamaca devam eder. Eğer köpek iki veya daha fazla ise kurt kalkmadan köpeğin öbür eşleri kurdu boğarlar.

Bu köpekler kurdun ölüsüne kulağını dayayarak dinler ve en ufak bir harekette yeniden boğarlar. Bu anda köpeklerin sahibi dahi gelse o hırsla hücum edip kurdun ölüsünün yanına yaklaştırmazlar.

Bu olaydan birkaç saat sonra köpekler uysallaşırlar ve boğazlarına kaçan kurdun kılları dolayısıyla öksürmeye başlarlar. Bunun için köpeklere hemen bir koyun kesilir ve koyunun kuyruğu yedirilir.

Böyle bir olaya tanıklık etmek ve böyle bir köpeğe sahip olmak sahibi için övünç kaynağıdır.

Irk Özellikleri

Burun Ağız Yapısı: Ağız burun yapısı kısa küt çene kuvvetlidir.Dişler sivri ve sağlam, dudakları sarkıktır. Göz, kulak, ağız etrafı ve burun üstüne kadar siyahtır.

Gözler : Kafatasına göre oldukça küçük yuvarlakça olup altın ve kahverengi arasında bir renktedir. Göz etrafı siyahtır. Bakışlar canlı ve asildir.

Kulaklar : Orta boyda üçgen şeklinde, uçları yuvarlak, kafasına yapışık ve sarkıktır.

Kafanın ve Göğüsün Görünümü : Önden bakıldığında aslanı andırır. Kafa iri, güçlü bir boyun ile desteklidir.

Boyun : Hafifçe eğik, güçlü ve adaleli, orta boyda, oldukça ayrık, düz, kalın kemikli, ayak bilekleri kuvvetli ve uzundur. Ön göğüs arkasına göre daha geniş ve omuzlar adalelidir.

Gövde : Gövde baştan sonra bir kare şeklindedir. Vücut güçlü, adaleli, hiçbir zaman şişman değildir. Dirsek hizasına kadar göğüs derin, karin hafifçe içine çekiktir.

Bacaklar : Bacaklar güçlüdür. Ön bacaklar arka bacaklara göre daha güçlüdür. Ayaklar iri yapılı, kuvvetli, parmak bombeli ve siyahtır.

Kuyruk : Oldukça yüksek olup, rahat durumda iken düşük ve kıvrık, uyarıldığı zaman sırt üzerinde yüksek ve kıvrıktır.

Vücut Rengi

Post : Sık bir alt post üzerinde kısa ve yoğun bir tüy yapısına sahiptir.

Renk : Bozdan çelik rengine kadar olabilir. Göğüste beyaz bir madalyon bulunabilir.

Ağırlık : Erkeklerde 50-60kg Dişilerde 41-59 kg

Ergin Köpeklerin Beslenmesi

Ergin Kangal köpekleri günde bir defa hep ayn saatlerde beslenmelidir. Orta boy bir köpek için yaklaşık 2 kg'lık bir diyet düzenlenir. Böyle bir diyetin yaklaşık 1/3 'ü et, 1/3 ü tahıl ve sebze karışımı 1/3'ü de su şeklindedir. Diyetin miktarı hayvanın canlı ağırlığına, kondisyonuna ve yaptığı işe göre ayarlanmalıdır. Örneğin köpek zayıf ise ya da fazla çalışıyorsa ilave olarak bir miktar süt, 1 yumurta, bir miktar sebze veya tahıl verilmelidir.

Ergin köpeklerde halk arasında yal denilen arpa ununun sıcak su ile hamur haline getirilmesiyle elde edilen mamülden günde 2 kg kadar verilir. Buna ilaveten günde 25 gr. Et, haftada 3 kere haşlanmış ve fazla sert olmayan kemik verilir.

Köpekler için karma örnekleri

Yem Maddesi
1. Karma %
2. Karma %

Mısır Unu
35
35

Buğday Kepeği
12
17

Buğday Unu
15
10

Et-kemiği Unu
12
22

Balık Unu
10
14

Süt Tozu
14
-

Kemik Unu
1
1

Tuz
1
1


Bu karmalar özellikle toplu köpek yetiştirilen işletmeler için uygun, ucuz karmalardır. Bunlardan günde bir öğünde:

10 Kg ağırlığında bir Köpek için
750
gr

15 Kg ağırlığında bir Köpek için
1.000
gr

20 Kg ağırlığında bir Köpek için
1.200
gr

30 Kg ağırlığında bir Köpek için
2.000
gr

40 Kg ağırlığında bir Köpek için
2.500
gr


miktarlarında et suyu, sebze suyu veya süt gibi sıvılarla ıslatılarak verilir. Buna ilaveten hayvanların önüne haşlanmış sebzeler konur. 1. karmanın gebe ve laktasyondaki dişilere ve sütten yeni kesilen yavrulara verilmesi tavsiye edilmektedir.

Rasyon hazırlanırken dikkat edilecek en önemli nokta, unu ince un halinde öğütülmesidir. Çünkü iri taneli unlar köpekler tarafından öğütülememektedir.

Çalışan Köpeklerin Beslenmesi

Bu köpeklere dengeli, enerji düzeyi ve sindirilme derecesi yüksek ve lezzetli bir diyet hazırlanır. Bunun 1/4 ü veya 1/3 ünün işten önce, kalanının işten sonra verilmesi tavsiye edilir. Yine şişmanlamaya yol açmayacak şekilde esas diyete ilaveten bazı hafif yiyecekler vermek yararlı olabilir.

Çalışan ergin köpekler için bir diyet örneği:

Et : 750 gr
Sebze :400 gr
Yulaf unu: 250 gr
Mısır unu : 250 gr
Arpa unu:400 gr
Tuz :3 gr

Nasıl Temin Edebilirsiniz?

Kangal Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği bünyesindeki üretim çiftliğinden veteriner hekim tarafından kontrolü ve aşıları yapılmış sertifikalı yavru kangal çoban köpeklerini temin edebilirsiniz.

Başvuru Adresi ve Telefonlar

Adres:
Kangal Kaymakamlığı
Kangal/Sivas

KÜLTÜR BAKANLIGININ HAZIRLAMIS OLDUĞU BELGESELİ






Logged
« Yanıtla #7 : 01 Aralık 2007, 12:48:35 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

RESİMLER
Logged
« Yanıtla #8 : 01 Aralık 2007, 12:56:24 »
meczup
Ziyaretçi
SİVAS

paylaşım için sağol
buda nurettin abi için işte şarkışla tarihi

Şarkışla İlçesi
     Şarkışla M.Ö 3000’li yıllarında Hititlerin yaşadığı bir yöreydi. Daha sonra bu yöre M.Ö. 550 yıllarında İran kökenli Pers hakimiyeti altına girmiştir. Büyük İskenderin doğu seferi sırasında Makedonya egemenliğine giren Şarkışla, bundan sonra sırasıyla Kapadokya Krallığı ve Roma İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde ise Sivas Theması’nın sınırları içerisinde bulunuyordu. 1071 Malazgirt Savaşı sonunda Anadolu’nun fethiyle Şarkışla yöresine de hakim olan Türkler, bölgede ilk Türk hakimiyetini Danişmentli Beyliği ile kurmuşlardır. 1175 yılından itibaren ise bölge, Anadolu Selçuklu hakimiyeti altına girmiştir.
1243 Moğol istilasıyla yağmalanan Şarkışla’da daha sonra Eretna Beyliği hakimiyeti başlamıştır. Eretna Beyliği’nin yıkılması ile de Kadıburhanettin Devleti’nin denetimine giren Şarkışla 1408 yılından sonra ise Osmanlı hakimiyetine dahil olmuştur.
Osmanlı yönetimindeki Şarkışla 19. Y.Y’da Sivas Sancağı’nın Tonus (Altınyayla) kazasının yönetimine bağlanmıştır. 1864 yılında yayımlanan Osmanlı Vilayet Nizamnamesi ile belediye teşkilatı kurulan Şarkışla, 1873 yılında ilçe statüsü kazanmıştır.
Şarkışla Osmanlılar döneminde göç alan bir yöre olmuştur. 1860’lı yıllardan sonra Kafkasya’nın Ruslar tarafından işgali ile buradan göç eden Kafkas halkı Uzunyayla yöresine yerleştirilmiştir.
Cumhuriyet döneminde 1926 yılında yapılan düzenleme ile Şarkışla ilçesi Sivas Vilayeti’ne bağlanmıştır.

Coğrafi Konum
Şarkışla’nın Sivas il merkezine uzaklığı 83 km, rakımı 1180 m’dir. Toplam yüzölçümü 1965 km2 dir. Güneyinde Altınyayla ve Kayseri, batısında Gemerek, kuzeybatısında Yozgat ili ve kuzeyinde Yıldızeli, doğusunda Sivas topraklarıyla çevrilmiştir.
Genel olarak ilçe engebeli bir yapıya sahip olup ilçe merkezi, Kızılırmak oluğunun güneydeki Acısu ve Kanak Çaylarını alüvyonlarıyla örtülmüş bir ova üzerinde yer alır. Asıl yerleşme kalker yapılı (kale) bir tepenin eteklerinde kurulmuştur.
İlçeyi kuzeyden Akdağlar çevreler; bu dağların yükseltisi 2000 metreyi geçer ve bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. İlçeyi güneyden Tecer Dağlarının güney etekleri çevreler. İç Anadolu bölgesinin en önemli peneplen platolarından biri olan Uzun Yayla’nın bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Bu yönüyle ilçe yer şekilleri bakımından çeşitlilik gösteren (dağlar, vadiler, ovalar ve platolar) pürüzlü engebeli bir yapıya sahiptir.
İlçede sert, karasal bir iklim hüküm sürer, yıllık sıcaklık ortalaması 12C civarında olup, en soğuk ay ortalaması -4C, en sıcak ay ortalaması ise 19.5C civarındadır
İlçenin en önemli akarsuyu Kızılırmaktır. İlçenin kuzeyinden geçen Kızılırmağın, ilçeden aldığı en önemli kollar Acısu ve Kanak Çaylarıdır. Rejimleri düzensiz olan bu akarsular özellikle yaz aylarında sularının büyük bir kısmını kaybeder
Logged
« Yanıtla #9 : 01 Aralık 2007, 13:11:16 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

KANGALIN BELGESELİ-1
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
BÖL -2
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
BÖL  -3
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
BÖL  -4
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
BÖL  -5
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

TAVSİYE EDERİM GUZEL BİR BELGESEL
Logged
« Yanıtla #10 : 01 Aralık 2007, 14:09:17 »
NURETTİN
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 41
Tecrübe Puanı: 7

Offline
SİVAS

meczup çok  teşekkür edrim gerçekten beni çok dugulandırdın ellerıne saglık  allah razı olsun
Logged
« Yanıtla #11 : 02 Aralık 2007, 02:01:55 »
kursat1
*
Mesaj Sayısı: 745
Tecrübe Puanı: 164

Offline
SİVAS

merhaba,

elinize sağlık.
Logged
« Yanıtla #12 : 03 Aralık 2007, 01:09:27 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS- hafik ilçesi

Hafik




Tarihçe
Hafik adı Selçuklular tarafından konulmuştur. Anadolu Selçuklu Devri tarihçisi olan İbn-i Bibi, Selçukname adı eserinde Hafik kalesinden söz etmektedir. Bu kaleyi anlatırken de “Hafik” adını kullanır. Yine Kadı Burhanettin Devletinin tarihçisi Aziz Estrabadi yazmış olduğu ve bizzat Kadı Burhanettin’e sunduğu “Bezm-ü Remz” (Savaş ve Eğlence) adlı eserinde Hafik kalesinden söz etmektedir. Bu yapıtta kalenin adı “Hafik” olarak geçmektedir.
Fakat 1873 yılında Hafik’in İlçe olmasıyla birlikte adı da “Koçhisar” olarak değiştirilmiştir. Koçhisar adını ise ilçedeki kale kalıntılarından almıştır.
İlçenin adının Koçhisar olmasıyla birlikte sonraki yıllarda Türkiye’de aynı adlı başka ilçelerin bulunmasından ötürü 1926 yılında tekrar “Hafik” ismi kullanılmaya başlanmıştır. “Hafik”, “Ufkun sonu, doğu veya batı tarafı” anlamında Osmanlıca bir sözcüktür.
Araştırmalarda saptanan buluntulara bağlı olarak ve 1. Kılıç Kökten’in yaptığı sondaj Kazılarına göre ilçede ilk yerleşim Hafik gölünde kuzey kıyıya yakın bir yerdeki Pılır höyüktedir. Çakmaktaşından minik uçlar, baskı çentekli orak dişlikleri, el değirmeni taşları, tokmakları , kumtaşından yapılmış idoller ve hayvan kemikleri Pılır höyükte yapılan sondajda, yapı kalıntısı olarak da silindir biçimli çukurlar ve ağaç parçaları saptanmıştır. Ağaç parçaları ve ahşap izleri, kazıklara aittir. Bu da evlerin göl evleri gibi kazıklar üstüne yapılmış olabileceğini düşündürmektedir.
Hafik, tarihi dönemler içerisinde saptanabildiği kadarıyla İ.S. 200 yıllarında yerleşim Görmüştür. Hıristiyanlığın çıkmasıyla birlikte çok tanrılı dine sahip olan Roma da Hıristiyanlığa karşı Büyük baskılar yapılmaya başlanmıştır. İşkenceler ve baskılar sonucunda Hıristiyan halk göç etmiştir. Bu gelen Hıristiyanlar Durulmuş’ta, Deliktepe’de, Dışkapı’da, Hayıktepesinde ve Hafik’in üzerinde bulunduğu Tepe mahallesine yoğun olarak yerleşmiştir.
Constantin’in Hırıstiyanlığı serbest bırakarak Roma’nın resmi dini olarak kabul etmesiyle Hafik’te Roma’ya bağlı bir yerleşim yeri olmuş ve İmparator 1. Theodusius‘un Roma Devletini ikiye bölmesi ile Hafik Doğu Roma toprakları içerisinde kalmıştır.
26 Ağustos 1071’de, Malazgirt Ovası’nda yapılan bu savaşta Bizans ordusu darmadağın olurken Romenüs Diyojen de Alparslan’ a tutsak oldu. Bu başarı sayesinde Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.
Hafik’in 1075-1143 tarihleri arasında Danişmentliler’in eline geçmiştir.
II. Kılıçarslan’ca yeniden Selçuklu topraklarına bağlanan yöre, 1243 Zara yakınlarındaki Köse dağında yapılan savaş sonrasında Selçukluların moğollara yenilmesi sonucunda Moğollar tarafından işgal edilmiştir.
Hafik, 1340’ta İlhanlı Devletinin zayıflamasından istifade edip bağımsızlık kazanan Eretna Beyliğinin sınırları içerisinde kalmış ve 1381 tarihinde Kadı Burhanettin Devletinin topraklarına dahil oldu.
Kadı Burhanettin devletinin merkezi Sivas olduğu için doğudan gelecek tehlikelere karşı bir ön kale konumunda olan Hafik, bu özelliğinden dolayı önemli bir yerleşim yeri olmuştur.
Hafik 1398‘de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
1400 yılında Timur’un Sivas’ ı ele geçirmesiyle birlikte Hafik’te Timur İmparatorluğuna bağlandı.
Hafik 1408 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına kattı.
Hafik 1873 yılına kadar bir Köy iken bu tarihten sonra Sivas Merkez Livasına bağlı bir ilçe olmuştur.



Webmaster
Tüm hakkı saklıdır. © 2004, T.C. Hafik Belediyesi.
Tel 0 (346) 841 20 54
Logged
« Yanıtla #13 : 22 Ocak 2008, 18:37:34 »
gizemi
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 39
Tecrübe Puanı: 1

Offline
SİVAS

zoor kardeşim bir sivaslı olarak senle gurur duydum gerçekten çok güzel bir çalışma ve araştırma sağol
Logged
« Yanıtla #14 : 23 Ocak 2008, 00:29:47 »
zoor
Ziyaretçi
SİVAS

eyvallah toprağam........
Logged
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer: