+  Defineciler Forumu
|-+  ÇÖZÜMÜNÜ ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ İŞARETLER
| |-+  Tarihe Yansımış Efsaneler
| | |-+ 
 Kutsal kase (emanetler)

Üye Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Kutsal kase (emanetler)  (Okunma Sayısı 966 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 26 Şubat 2008, 08:21:57 »
kays
freekays
*
Mesaj Sayısı: 1
Nerden: Ankara
Tecrübe Puanı: 4

WWW
Offline
Kutsal kase (emanetler)

Ayasofya’nın girilmeyen odası olmalı!
 
Üç ay önce atanan Müze Müdürü Jale Dedeoğlu “Ayasofya’nın girilmeyen odası kalmadı” demiş. Vardır. En azından denize doğru giden bir tünelin olması gerek..

Ayasofya’da olması gerekip de bugün mevcut olmayan o kadar çok şey var ki?

Hıristiyanlığın emaneti mukaddesesi burada muhafaza ediliyordu, yok.

Bizans hazine dairesi de Ayasofya’nın altında idi, o da yok.

Ayasofya’nın dillere destan altın çanı da yerinde de yok, içeride de yok.

Bir rivayete göre, işler karışınca -kuşatma öncesi bunlar- sözkonusu tünelde kaçırıldı.. Nereye mi? İlk önce Mudanya’daki Triana kiliselerine. Oradan nereye bilinmiyor..

Hıristiyanlığın emaneti mukaddesesine gelince, bir kısmı Hz. İsa ile ilgili, bir kısmı da İncil parşömenleri ile, kase, haçın çivileri ve tahta parçaları gibi şeyler. Diğer Peygamberlerle ilgili özel eşyalar.. Hiçbiri yok.

Ayasofya’nın kalın duvarları arasında da özel “sır odaları” olduğu söylenir.. Bu iddiaların aslını öğrenmek için yapının bir röntgenini çekmek ve ultrasonik bir grafik analiz gerek.. Bu tür yapılar da mutlaka labirentlerden oluşan yapılar vardır.

Biz hâlâ Ayasofya cami mi müze mi diye tartışıyoruz.

“Ayasofya cami olursa Atatürk’ün Selanik’teki evini yıkarlar mı”yı konuşuyoruz.

Ayasofya’yı müze yapan kararnamenin resmi gazetede yayınlanıp yayınlanmaması, kararnamede Mustafa Kemal’in imzasının olup olmaması da ayrı bir mesele..

Keşke Ayasofya’nın girişinde bir fotoğraf galerisi olsa da şu belgeleri, planları orada görebilsek..

Ayasofya ve Topkapı Sarayı ile ilgili ciddi bir çalışma gerekiyor. Hatta buna Arkeoloji Müzesi ve Gülhane Parkı’nı da dahil etmek gerek.. Bu bölgenin yeniden ele alınıp, ciddi bir şekilde yapılandırılması gerek.. Ne Aya İrini ne Darphane olması gerektiği gibi değil..

Bu yerlerin tarihi özellikleri yanında sembolik değerleri var. Dini açıdan da önemli bir konumdalar. Mesele sadece işletme sorunu değil.. Keşke bu konuya Meclis Başkanı bir el atsa. Meclis’e ait köşkler ve saraylardaki tarihi eserler ve sanat eserlerinin bir envanteri çıkarılsa..

Dolmabahçe saray kütüphanesindeki eserler yakın zamana kadar sandıklarda üst üstte yığılmış bekletiliyordu. Şimdi ne durumda bilmiyorum.. Önce bir hali hazır eser envanteri yapmak, sonra da bunların kayıt altına alıp sertifikalandırmak, hasar, kayıp, çalıntı ve imtiasyon olanlar ile ilgili kanuni takibat başlatmak, hasarların restoresi için çalışmalar başlatmak gerek.. İşin işletmecilik boyutu en son mesele..

Topkapı Sarayı aynı zamanda emaneti mukaddesenin bulunduğu yer. Emaneti mukaddese ise İslâm Birliğini temsil eden Hilafetin aidiyeti ile ilgili temsili bir öneme sahip.. Bu işin teolojik ve politik yanı. İşin bir başka boyutu daha var ki o hem Hıristiyanlığı ve hem de Yahudiliği ilgilendiriyor.. Teolojik anlamda Yahudiler açısından ve Hıristiyanlar açısından Mesih, Müslümanlar açısından Mesih, Mehdi, Dabbetül Arz ve Deccal ile ilgili olarak Davud’un kılıcı ve Asa-yı Musa son derece önemli objeler.. Kıyamete yakın bu objelerin Hz. Davud’un, Hz. Mehdi ve Hz. Mesih’in, hatta Dabbetül Arz’ın elinde ve belinde olması gerek.. Deccal’in başını kesecek kılıcın bu olduğu kabul edilir..

Bu objeler onlar mı, bu ayrı bir tartışma ama, bu objeler, bu envanterde var.. Tek eksik olan Hz. Süleyman’ın üzerinde altı köşeli yıldız vefkinin olduğu mucizevi yüzüğü..

Hz. Davud’un kılıcı ve Hz. Musa’nın asası mucizevi özellikleri olan objeler. “Hz. Davud’un kılıcı”nın üzerinde kıyametin şifresi bulunuyor. Asa-yı Musa ise Hz. Adem’in cennetten yanında getirdiği bir ağaç dalı..

Bu objelerin başına bir şeylerin gelmesi, toplumda, hatta dini topluluklar arası ve uluslararası bir teolojik travmaya sebeb olur..

Bana kalırsa Hıristiyan/Ortodoks dünyasının mukaddes emanetleri ve Ayasofya’nın kayıp altın çanı için, İznik Konsülünden hemen sonra kabul edilmeyen İncil kopyalarının adresini bulmak için Mudanya’daki Triana manastırları harabelerine girilip, bu 3 kilisenin labirentlerini bir araştırmak gerek. Burada farklı İncil tabletlerine rastlanabilir. Ayasofya’dan kaçırılan kayıp çana da. İncil’in diğer kopyaları ile ilgili olarak, Doğudan gelen rahiplerin, İznik konsülüne ulaştırmadıkları İncil kopyalarının da Mardin önündeki Heren höyüğünde gizli olduğu söylenir. Rivayet o ki, kıyamete yakın yer gizlediği sırrı ve hazinesini dışa vuracak.. Bu rivayetlerin aslının, kaynaklarının da araştırılmasında yarar var bana kalırsa.

Hıristiyanların birçok kutsal objesinin Ayasofya’nın gizli bölmelerinde olduğu iddiası çok yaygındır.. Ayasofya bilindiği gibi Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında bir sorun olarak görülür.. İslâmiyet’ten önce yapılmış, döneminin en büyük yapılarından biridir. Müze olması ise hukuk dışı, geçici bir durumdur..

Özellikle Topkapı Sarayı’nın yönetiminde mutlaka birkaç ilahiyatçının, Vakıf ve Diyanet temsilcisinin yer almasının sağlanması gerek.. Sorun sadece pazarlama sorunu değil, işletmenin özelleştirmesi, bu örnekte görüldüğü gibi, sorunları çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir..





   Kutsal Kase Bulundu mu? 
Yazar Hasan Sonsuz Çeliktaş     


“Kutsal Kase”yi tarihten bugüne kadar kimler aramadı ki? Kral Arthur’un şovalyesi Percival’den başlayan bir süreç, Dan Brown’a kadar uzandı. Uğruna tarikatlar kuruldu, kitaplar yazıldı, filmler çekildi, sayısız tartışma yaşandı. Peki aslında “Kutsal Kase” neydi, gerçekten de böyle bir kase var mıydı; yoksa Dan Brown'un “Da Vinci’nin Şifresi”nde iddia ettiği gibi sadece bir sembol müydü? Daha da önemlisi eğer gerçekten varsa nerdeydi?


Geçtiğimiz aylarda yayın hayatına başlayan Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ] sitesinde, sitenin kurucusu Ferhat Kanarya, “Kutsal Kase”nin yerini bulduğunu iddia ediyor ve bu keşfini nasıl yaptığına dair ayrıntılı veriler sunuyordu. Bu verileri inceleyip sonucunu gördüğümüzde ise belki de Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek bir sonuçla karşılaşabileceğimizi düşündük ve sitenin sahibiyle irtibata geçip ona sorularımızı yönelttik.


Ferhat Bey, öncelikle “Kutsal Kase” efsanesini bize özetleyebilir misiniz?

“Kutsal Kase”, Hristiyan mitolojisinde , Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde kullandığı ve ölümünden sonra ise Arimathealı Yusuf’un onun kanını koyduğuna inanılan kadeh. Ama aslında İncil’de böyle  bir kadehten bahsedilmiyor.


“Kutsal Kase” kavramı, 1180-1240 yılları arasında yazılan; Chrétien de Troyes’in “Perceval, le Conte du Graal (Kutsal Kâse’nin Hikayesi)”, Robert de Boron’un “Joseph d'Arimathe” (Arimathea’lı Yusuf), Wolfram von Eschenbach’ın “Parzival” ve yazarı belli olmayan ve Karal Arthur efsanesinin de kaynağı sayılan “Queste del Saint Graal” isimli eserlerde ortaya çıkmış. İlginç olan ise yüzlerce yıl konunun hiç ele alınması ve bu zaman aralığında aniden popüler olması. Bu yıllar ise Haçlı Savaşlarının vargücüyle devam ettiği ve Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın en güçlü zamanlarını yaşadığı zamanlar.


Peki size göre “Kutsal Kase” nedir? Gerçekten bir kadeh mi var, yoksa bir sembol müdür bu?

“Kutsal Kase”nin bir kap, kâse , kadeh vs. bir nesne olmadığı ve gizli bir bilgiyi sembolize ettiğine inanıyorum. Eğer sadece böyle bir nesne olsaydı onu mutlaka büyük müzelerden birinde veya bir kilisede yada katedralde teşhir ediliyor olarak görürdük. Topkapı Sarayı’nda yer alan ve Kutsal Emanetler’in saklandığı odayı düşünün. Bir dinin önde gelenlerine hele de peygamberine ait kutsal bir emanet saklanmaz , mutlaka gözler önünde olur. Peki öyleyse bu gizli bilgi nedir? Teorime göre bu gizli bilgi Vatikan’ı temellerinden sarsabilecek nitelikte. İşte bu nedenle saklanıyor yada yerinin bulunması istenmiyor.


O zaman bu aralar sıkça rastladığımız “Kutsal Kase” veya Hristiyanlığa dair çeşitli teoriler üreten yayınlar çok da boş değiller demek ki.

Son zamanlarda üretilen eserlerin konuları bence tam bir komplo teorisinden ibaret. Bu eserler tamamen konuyu başka bir yöne çekmek ve insanların düüşüncelerini kendi istedikleri noktalara odaklamak amacını güdüyor.


“Da Vinci Şifresi” isimli romanın yayınlanmasından sonra Kutsal Kâse hakkında büyük tartışmalar başladı. Bugün Avrupa yada Amerika’da yaşayan insanlar arasında Kutsal Kâse’nin ne olduğu hakkında bir anket yapılsa eminim büyük bir çoğunluk Hz. İsa’nın kanbağı olduğu yönünde oy kullanacaktır. İşte istenen de budur. Doubleday yayınevi , “Da Vinci Şifresi” romanını Amerika’da 18 Mart 2003 tarihinde piyasaya sürüyor. Tapınak Şövalyeleri’nin son büyük üstadı olan Jacques De Molay’da 18 Mart tarihinde Paris’te yakılarak idam ediliyor. Bu bir tesadüf olabilir mi? Zannetmiyorum…


Bu Tapınak Şovalyeleri konusunu biraz daha açabilir misiniz?

Tapınak Şövalyeleri Tarikatı, 1307 yılında Fransa Krali 4. Philip ve Papa Clement’in elbirliği etmesiyle dağıtıldı ve mallarına el konuldu. Tarikat’ın yakalanan üyeleri ise yakılarak idam edildi. Aslında Tarikat’ın tamamen tarih sahnesinden çekilmediğine ve şekil değiştirerek aleni bir örgüt olmak yerine gizlenmeyi tercih ettiklerine inanıyorum. Bugün bile varlıklarını sürdürdüklerine ve hem ekonomik hem de siyasi alanlarda büyük bir güç sahip olduklarını düşünüyorum. Geçenlerde Vatikan’ın  gizli arşivlerinde şans eseri (!) bulunan belgelerden yola çıkılarak hazırlanmış bir kitap yayınlandı. Bu kitap Tapınak Şövalyeleri’nin mahkeme kayıtlarını içeriyor ve suçsuz oldukları gösterilerek sanki kendilerinden af dileniyor. Yaklaşık 700 yıl önce olan bir olay için Vatikan’nın böyle bir tutum sergilemesi aslında çok ilginç.


“Şifreler” meselesine gelirsek. Havada bir sürü “şifre” uçuşmaya başladı, özellikle de Dan Brown’dan sonra. Sizce bunun gerçekliği nedir diye sormayacağım, çünkü siz de çalışmanızı böyle bir şifreden yola çıkarak şekillendirdiniz. Sizce neden “şifrelendirme” yolu seçildi?

Sonraki kuşaklara aktarmak için. Bunlar Tarikat’ın büyük sırlarıydı ve Tarikat dağıtılmışken bu bilgilerin geleceğe aktarılması için bir yöntem gerekiyordu. Böylece Tarikat’ın büyük üstadları arasında yer alan isimler, önemli eserlerine bazı sırlar yerleştirdiler. Leonardo Da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği”  isimli duvar resmi , Nicolas Poussin’in “Arkadyalı Çobanlar” adını verdiği tablosu ve Tarikat’ın üstadları ile yakın ilişkisi olduğu öne sürülen Anson ailesinin inşa ettirdiği Çoban Anıtı gibi. Sanat değeri yüksek olan eserlerin, korunmaya özen gösterildiğini bildikleri için bu yöntemi seçmiş olabilirler.


Saydığınız bu eserler de sizin çalışmanıza ışık tutan çalışmalar olmuşlar sitenizden okuduğumuz kadarıyla, bize araştırmanızı anlatabilir misiniz?

2004 yılınının Kasım ayında BBC kanalı ile yayınlanan ve İngiltere’de Shugborough Hall isimli malikâne’nin bahçesinde yer alan Çoban Anıtı ile ilgili bir haber üzerine araştırmalarıma başladım. Haberde, 1748 yılında Anson ailesi tarafından inşa ettirilen anıtın gizemli kitâbesinin Kutsal Kâse’nin yerini işaret eden bir şifre olduğuna inanıldığı belirtilmekteydi. 250 yılı aşkın süredir aralarında Charles Dickens ve Charles Darwin’in de yer aldığı bir çok teolog , bilim adamı , yazar ve şifre kırıcı gizemi aydınlatmaya çalışmış ancak başarılı olamamışlardı.


Anıtı inşa ettiren Anson ailesinin Tapınak Şövalyeri’nin büyük üstat’larıyla yakın ilişkisinin olması, anıt’ın rölyef’inin temasının Tapınak Şövalyeri’nin büyük üstadı olduğuna inanılan ünlü Fransız ressam Nicolas Poussin’in “Et in Arcadia Ego” yada “Arkadyalı Çobanlar” olarak adlandırılan tablosundan (resim4.jpg) alınması, gizemli kitabe ve Kutsal Kâse arasına bir bağlantı olması yönündeki iddiaları kuvvetlendiriyordu. Poussin’in tablosu Tapınak Şövalyeleri’nin bir kanadı olduğuna inanılan Sion Tarikatı üyelerinin kullandığı bir yöntem olan terslik yöntemi ile rölyef üzerine işlenmişti.


Siz de buradan yola çıkarak şifreyi çözdünüz değil mi? Sitenizde çok ayrıntılı olarak anlatmışsınız gerçi, ama kısaca şifreyi nasıl çözdüğünüzün özetini istesek sizden.

Anıt’ın rölyef’inin fotoğrafını baş aşağıya çevirdiğimde diz çöker durumda resmedilmiş yaşlı çoban figürünün sandaletlerinin bağcıklarının aslında “LI” ve “CAX” yazılarını gösterecek şekilde hazırlandığını belirledim. Bu harflerin anagramı Latince Kâse anlamına gelen “CALIX” kelimesini vermektedir. Artık bu noktadan sonra Çoban Anıtı’nın Kutsal Kâse’nin yerini işaret etmek amacıyla inşa ettirildiğine tamamen ikna olmuştum. Çalışmalarıma hız verdim.


Ünlü kâhin Nostradamus’un 866 numaralı kehânetinde “D.M.” harflerinden oluşan bir kitabeden bahseder. Bu karakterler Çoban Anıtı’nın kitâbesinin ikinci satırında aynen kullanılmıştır. Ayrıca kehânetde bir kadın ve üç erkek ile ilgili bilgi verilir. Çoban Anıtı’nın rölyefinde de bir kadın ve üç erkek figürü vardır. Bu ilişki üzerine yaptığım inceleme sonucunda Çoban Anıtı, Arkadyalı Çobanlar tablosu ve Nostradamus’un kehânetleri arasında bağlantılar olduğunu tesbit ettim. Araştırdıkça bu bağlantıları kuvvetlendiren bir çok ipucunu ortaya çıkardım. Çoban Anıtı’nın kitâbesi aslında üç parçadan oluşan gerçek şifreyi bulmamızı sağlayan bir anahtardı. Bu şifrenin çözümü ise Kutsal Kâse’nin yerini verecekti.


İşte en önemli soruya geldik o zaman. Kutsal Kase nerede?

Burnumuzun tam da dibinde. İstanbul’da. Ayasofya’da.


Bu sonuca nasıl vardığınızı sorsak?

Ayasofya’da yerinde yaptığım incelemeler sonucunda yaşlı çoban figürünün sandaletlerinde yer alan “LI” ve “CAX” yazılarının, üst galeride ünlü Deesis mozaiği ile İstanbul’un yağmalandığı 4. Haçlı savaşının önderlerinden olup, ölümünden sonra Ayasofya’ya gömülen Henricus Dandolo’nun mezarı arasında kalan bölümde duvarlara kazındığını belirledim.


Çoban Anıtı’nın röylefinde, Nicolas Poussin’in Arkadyalı Çobanlar tablosundan farklı olarak, lahitin üzerine defne dallarından oluşan bir taç süslemesi bulunmaktadır. Bu figür, Deesis Mozaiğin hemen yanıbaşında yer alan pencere’nin alt kısmına mermer üzerine işlenmiştir ve bu süsleme Ayasofya’da sadece bu bölümde yer alır.


Üç parçadan oluşan gerçek şifre ise aslında Fransızca olarak hazırlanmış bir anagramdı. Anlamı ise gösterilen anahtarların Kutsal Kâse‘nin yerini işaret ettiğini belirtiyordu. Bu anahtarlar ise “LI” ve “CAX” yazıları idi. Bu yazılar Kutsal Kâse’yi saklayan gizli bölmenin altına kazınmışlardı. Deesis mozaiği ile Henricus Dandolo’nun mezarının tam ortasında yer alan bölümde dört sütun üzerinde yarım ay şeklinde kapalı bir bölme vardır. İşte Kutsal Kâse buraya saklanmıştır.


“Kutsal Kase”yi saklamak için neden Ayasofya seçildi peki?

İyice incelendiğinde Ayasofya’nın , Kutsal Kâse’yi saklamak için en uygun yerlerden biri olduğu kesindir. Ayasofya yada Bizans dönemindeki adıyla Hagia Sophia , “Kutsal Bilgelik” anlamına gelir. Gizli bir bilginin “Kutsal Bilgelik” te saklanması. İlk bakışta bile insana anlamlı geliyor. 1204 yılında yapılan 4. Haçlı Seferinde , İstanbul ele geçirilerek yağmalanıyor. Elbette Ayasofya’da bundan nasibini alıyor. Aslında bu yağma ve talanlar bir anlamda Ayasofya’yı tarih önünde temize çıkarıyor. Çünkü yağmalanan bir yerde kimse

Kutsal Kâse’yi aramaz. Akademisyenler yada araştırmacılara sorulacak olursa büyük bir çoğunluğu Kutsal Kâse’nin Ayasofya’da olamayacağını çünkü yağmalandığını öne sürecektir. Bir kısmı ise “Ayasofya’da olsaydı onu Bizanslılar bulurdu” cevabını verecektir.


O zaman “Kutsal Kâse”yi Ayasofya’ya kim ve ne zaman sakladı?

İmparator Büyük Konstantin’in annesi olan Helena, 326 yılında Kudüs’e haç ziyaretinde bulunuyor. Amacı ise Kutsal Emanet’leri bulmak. Helena’nın Kudüs’te olduğu dönemde çeşitli kazılar yapılıyor ve bazı emanetler ele geçiriliyor. Bu emanetlerin bugün Çemberlitaş’ın altında yer alan gizli odalarda saklandığına inanılmaktadır. Belki de bugün bu odada hiçbir şey bulunmamaktadır. 4. Haçlı savaşı sırasında şehrin düşeceğini anlayan Bizanslılar emanetleri buradan çıkarıp emniyetli başka bir yere saklamış olabilir. Çünkü Haçlılar’da emanetlerin Çemberlitaş’ın altında saklandığını biliyordu ve şehri alınca ilk baktıkları yerlerden biri de burası olmuştu. Daha sonra şehir kurtulunca da Kutsal Emanetler ve Kutsal Kâse Ayasofya’ya gizlice götürülerek güvenli yerlerine yerleştirilmiştir.


Günümüzde çeşitli tekniklerle, eserlere zarar verilmeden içlerine veya duvar arkalarına bakılabildiğini biliyoruz. Diyelim böyle bir çalışma yapıldı ve söylediğiniz yerde de “Kutsal Kase” bulundu. Türkiye açısından bu ne anlama gelir? Türkiye’nin kaderini nasıl etkiler böyle bir buluntu?

Kutsal Kase’nin bulunması ve sergilenmesinin Türkiye’yi ilk etapta bir cazibe merkezine dönüştüreceğine inanıyorum. Türkiyenin tarihi zenginliklerinin Dünya’ya tanıtılmasında büyük bir rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle İstanbul’u kapsayacak bir turizm patlaması yaşanması muhtemeldir. Dan Brown’un “Da Vinci Şifresi” isimli romanın etkisiyle özellikle Paris’te turistik “Da Vinci Şifresi” turları düzenleniyor. Aynı tarz organizasyonlar neden ülkemizde gerçekleştirilmesin?  Yaklaşık 2000 yıldır saklanan bir sırrın açığa çıkması. Düşünmesi bile insanı heyecanladırıyor. Eminim ülkemize olan ilgi aniden artacaktır.


Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Umarım çalışmanız hakettiği ilgiyi görür.

Ben de teşekkür ederim.




 
 
 
 
 
Alıntıdır..
Logged
« Yanıtla #1 : 26 Şubat 2008, 08:22:56 »
mustang55
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 17
Tecrübe Puanı: 3

Offline
Kutsal kase (emanetler)

beyler kase kutsal emanetler yakın bir zamanda van da tapınak şövelyelerinin çok gizli ve zor bir yerinden alındı.
Logged
« Yanıtla #2 : 06 Mart 2008, 18:17:37 »
nicolas
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 170
Nerden: istanbul
Tecrübe Puanı: 17

Offline
Kutsal kase (emanetler)

arkadaslar kutsal kase dıye birsey yok bunu Vatikanda kabul etmıyor kutsal kase denılen sey bakire meryemın rahimidir.Saygılarımla.
Logged

Yazıyorum öyleyse varım
« Yanıtla #3 : 07 Mart 2008, 06:55:34 »
malkocoglu
*
Mesaj Sayısı: 7
Tecrübe Puanı: 1

Offline
Kutsal kase (emanetler)

nicolas vatikan var derse var olma sebebi ortadan kalkar.
lakin bu ya istanbulda ya kuduste yada vatikanda ama bence buyuk ihtimal istanbulda artık cemberlitaşın altındamı ayasofyadamı yoksa topkapıdamı bilemiyorum. ama oyle hissediyorumki istanbulda
diğer bir rivayette İSA A. S. soyu yani kan bağı diye biliniyor
Logged
« Yanıtla #4 : 07 Mart 2008, 13:11:22 »
armelit
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 11
Tecrübe Puanı: 3

Offline
Kutsal kase (emanetler)

görüşelim kardeşim
Logged
« Yanıtla #5 : 17 Haziran 2008, 14:36:37 »
yka17
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 2
Tecrübe Puanı: 0

Offline
Kutsal kase (emanetler)

kays arkadaşın anlattıkları çok güzel ve ilgi çekici şeyler kutsal kase dan brown yok dedi diye yok olmaz var dedi diye de var olmaz. Ayrıca buna kutsallık katan şey nedir? Hz. İsanın o kase de şarap içmesi mi ona kutsallık katıyor? insanlar bence bir takım ütobik şeylerin peşinden koşarak kendilerini avutuyorlar.
Logged
« Yanıtla #6 : 31 Temmuz 2008, 17:33:00 »
kontdracula
*
Avatar Yok
Mesaj Sayısı: 1
Tecrübe Puanı: 0

Offline
Kutsal kase (emanetler)

uzun zamandır bende bu konuyu araştırıyordum şifreyi çözmek için değil çok inanılmaz ilginç geldiği için teşekür ederim bence mükemmel bir çalışma olmuş paylaşımlarınız için teşekürler
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Harita Definecilik Define İletişim
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2008 Simple Machines LLC
Düzenleyen : comkit
Özel Mesajlariniz Denetlenmektedir.
Parakapisi.NET Ziyaretçilerinin Firefox tarayici kullanmasini önerir.

Parakapisi.NET Kendi Sunucusunda Barinmaktadir.
MySQL ile GüçlendirildiPHP ile GüçlendirildiXHTML 1.0 Geçerli!

Define

DefinecilikDefine

Bu Sayfa 0.095 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu