+  Defineciler Forumu
|-+  ÇÖZÜMÜNÜ ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ İŞARETLER
| |-+  Tarihe Yansımış Efsaneler
| | |-+ 
 iskenderin mezarı ve hazinesi

Üye Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Konu: iskenderin mezarı ve hazinesi  (Okunma Sayısı 3657 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 01 Aralık 2007, 19:10:34 »
eternityblack
eternityblack
*
Mesaj Sayısı: 238
Nerden: KOCAELİ
Tecrübe Puanı: 25
insanliği yok etmeye başlıyan herşeye aşık olduk..

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

iskender buyuk savaşalr verim imparotorluhunu kurduktan sonra gec yaşta hastalanıp olüm döşeğine düştüğünde bunu anlayıp en güvenilir 50 civarinda askerini yanına alıp bursa ve kütahya civarina gelmiştir.
burda bursa ve  kütahya arsına düşen bir ırmağin onunu kestirip akiş yonunu değiştirdekten sonra asıl ırmağin gectiği yerii kazdırıp oda yaptırmış vede hazinesiyle birlikte kendini oraya gömdürmüştür.. yanında bi miktar yiyecek vede içecele askerlerine vermiş olduğu talimet ise odanın ustü kapatıldan sonra suyun onnu acmalrıı vede oradan uzaklaştıktan sonra birbirlerini oldurmeleridir vede askerleri iskendere bağlılıklarından dolayı bunu yapmışlardır.150 tane dünya capinda arkeolhun yazdığı ve sadece oğrencilerine verdikleri bir kitapta boyle gecmektedir ve tarifi ise  bursa ve kütahya arsında bir derenin en taşlık olan yerinde iskenderin  hazinesinin vede mezarının olduğudur.

bir başaka soyleniş ise hata en doğru olrak kabul edilen  iskenderin babailde sefer hazılığındayken içkili bir eğlence sonunda hastalanıp  on gün içnde olduğu vede cesedinin altın bir tabuta koyulup iskenderiyede gömüldüğüdür.   Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ] bilgi için baka bilrisniz..

İSKENDERİN SAHİP OLDUĞU İMPARATORLUK HARİTASI   BURSA KÜHAYAMI YOKSA İSKENDERİYEMİİ Ney
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]


Logged

XXXXXX MUAMMANIN PEŞİMDE MUALLAKTAYIZ XXXXXX
                             MERHABA
« Yanıtla #1 : 01 Aralık 2007, 19:27:29 »
ufuk
*
Mesaj Sayısı: 400
Tecrübe Puanı: 42

Online
iskenderin mezarı ve hazinesi

ankaranın polatlı ilçesinin ücret köyünde taraklı tabir edilen gümüş iskender parası çokca çıkmaktadır.
Logged
« Yanıtla #2 : 01 Aralık 2007, 19:32:44 »
eternityblack
eternityblack
*
Mesaj Sayısı: 238
Nerden: KOCAELİ
Tecrübe Puanı: 25
insanliği yok etmeye başlıyan herşeye aşık olduk..

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

VERMİŞ OLDUĞUM LİKTE İSKEDER ADINA BASILMIŞ PARA ÖRNEĞİDE MEVCUDUR  ANKARDADA CIKIYO OLMASI GAYET NORMALDİR HARİTAY BAKARSAK ZATEN ANAKRANINDA İSKENDERİN İMPAROTORLUK SINIRLARI İÇERSİNDE OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ. TEŞEKKÜRLE İLGİN VE DE BİLGİN İÇİN
Logged

XXXXXX MUAMMANIN PEŞİMDE MUALLAKTAYIZ XXXXXX
                             MERHABA
« Yanıtla #3 : 01 Aralık 2007, 23:01:11 »
sebfontaine
ilkim111
*
Mesaj Sayısı: 106
Nerden: İSTANBUL / KARTAL
Tecrübe Puanı: 14

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

Merhabalar. eternityblack kullanıcı adlı arkadaşım bilgi paylaşımın için teşekkürler. Fakat yıllar öncesi iskenderin mezarı bulundu ve lahiti çıkarıldı. Bu dediğiniz sınırlar içinde çıkarılmıştır. Ve şuanda İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Bu lahit ülkemize çok sayıda turist çekmektedir. Bilgilerinize.
Logged

GEÇMİŞ TARİHİNİ BİLMEYEN KİŞİ, BOŞ YERE YAŞIYOR DEMEKTİR.<br />İŞARETLERİ LÜTFEN KIRMAYALIM, MUTLAKA RESİM ÇEKELİM.<br /><br />( ilkim111 )
« Yanıtla #4 : 01 Aralık 2007, 23:05:04 »
eternityblack
eternityblack
*
Mesaj Sayısı: 238
Nerden: KOCAELİ
Tecrübe Puanı: 25
insanliği yok etmeye başlıyan herşeye aşık olduk..

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

gene bir celişki soz konusu kardeş ozaman cünki cok fazla kaynaga göre iskenderin mezarı altın taput içinde  mısır iskenderiyede,
o bulunnan lahit belki aldatmacadır yada mezarı başka yerde hazinesi dediğim yerdedir ollamazmı nedersiniz..
Logged

XXXXXX MUAMMANIN PEŞİMDE MUALLAKTAYIZ XXXXXX
                             MERHABA
« Yanıtla #5 : 01 Aralık 2007, 23:49:59 »
ufuk
*
Mesaj Sayısı: 400
Tecrübe Puanı: 42

Online
iskenderin mezarı ve hazinesi

istanbulda sergilenen iskender lahiti başkadır asıl iskenderin mezarı bulunamamıştır müzeyi gezenlere gerçegi anlatılıyor saygılarımla.
Logged
« Yanıtla #6 : 02 Aralık 2007, 00:17:06 »
aquilonia
*
Mesaj Sayısı: 265
Nerden: Tarantia
Tecrübe Puanı: 55

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

Iskender'in mezarinin Misir'da olmasi mantikli degil cunku hem kendi vatanina uzak, hem yabanci yerler, hem de öldüğü yere uzak. Bati Anadolu, bir bakima o zamanlar eski Yunan uygarligi etkisinde oldugundan ve Makedonya'ya yakın olduğundan, mezarin oralarda insa edilmiş olması daha mantikli. Ama yerinin nehrin içinde gibi net bir şekilde biliniyor olması şaşırtıcı. Anlatılan şekilde nehrin akış yönünün değiştirilmesi vs. vakit ve emek isteyen inşaat işleri. Genç ölüceğini bilip de önceden hazırlatmış olması ihtimali olsa bile, ölene kadar nehrin kanalının değişmiş şekilde akması, ölüp gömüldükten sonra eski yoluna verilmesi gerekir. Orada ufak bir baraj mı yaptılar ki.
Logged

Iyyake na'budu ve iyyake nasta'in - Al-Fatiha (1:5)
İlim Çin'de dahi olsa arayınız - Hz.Muhammed (S.A.V)
Ne mutlu Türk'üm diyene ! - M.K.Ataturk
Vatan ne Türkiye'dir Türk'lere ne de Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir TURAN ! - Ziya Gokalp
« Yanıtla #7 : 02 Aralık 2007, 00:24:46 »
kursat1
*
Mesaj Sayısı: 745
Tecrübe Puanı: 164

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

Merhaba,

Eternyti keyf aldığım bir konu açmışsın, teşekkürler.

İstanbul Arkeoloji müzesindeki lahtin , İskender e ait olup olmadığı kesin değildir , başka İskender lahitleride
bulunmuştur.İçlerinde en görkemlisi İstanbul dakidir.

Şimdi İskender sikkelerinden bahsedeyim :İskender'in büdtünün bulunduğu her para İskender in  bastırdığı ,
veya döneminde basılan bir para değildir.Adam öldükten sonra , İmparatorluğu  dörde bölündü.En güçlü dört komutanı , imparatorluğu bölüştü.

İskender in artık yaşamamasına rağmen , uzunca bir zaman hakimiyet sağladığı yerlerde ,İskender büstlü paralar basıldı.Şu an uğraştığımız şeylerin aslında önemli kısmı ,o zamanların yaşam , kültür yapısını çözmeye
çalışmak. İskender görüntülü bir para , elbette askere moral verecektir.İskenderin İslam dünyasında bile ,
bir kahramanlık , fetih sembolü olduğunu unutmayalım. O dönemlerin hükümdarlarının en büyük hayali , İskender olmaktı , bilinen en büyük kahramanda İskender di.

Eternyti nin gönderdiği linkte  , "İskender adına basılan para" lardan , yüzlercesinden birini görebilirsiniz.

Aynı mantığı , lahiti konusunda yürütelim , bugün Nasrettin Hoca nın , Yunus Emre nin , pek çok erenin,
birçok yerde mezarı var.İskender in, lahitinin , mezarının durumuda budur.Mezarı neredeyse , oraya ciddi bir itibar , değişik kazançlar sağlar.

Genel kanı ölümünün Babil de olduğu , İskenderi'yeye gömüldüğü. Bence kimse İskender in mezarını bulamaz.
Kemiklerini hele hiç.Bana göre yakılmış , külleride pek çok yere dağıtılmıştır.O zamanların en şerefli cenaze töreni bu.İskenderin mezarı , bulunduğu yeri çok güçlü yapabilecek , paylaşılamayacak bir konu bence. İmparatorluğu paylaşanlar bu paylaşımı yapamayacaklarından , cesedi mezarı yok edilmiştir.

Eternyti , kitabın ismi ve bilgileri var ise edinmeye çalışabilirim.Çünkü bu  söylemi hiç duymadım.

Logged
« Yanıtla #8 : 02 Aralık 2007, 01:16:48 »
eternityblack
eternityblack
*
Mesaj Sayısı: 238
Nerden: KOCAELİ
Tecrübe Puanı: 25
insanliği yok etmeye başlıyan herşeye aşık olduk..

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

olur küşat ustam kitabiin ismini araştırım amerikada arkeolji derslerinde okutmak üzere basıldığını diaşrıya 5 dolar cıvarında satıldığını duydum ama gerekli bilgileri edinmeye calışırım.. birde 150 blim adamının hazırladığı bilisi var. fiyatı pağlı olduğundan yanaşamamıştım. Gülümseme
Logged

XXXXXX MUAMMANIN PEŞİMDE MUALLAKTAYIZ XXXXXX
                             MERHABA
« Yanıtla #9 : 02 Aralık 2007, 02:06:30 »
kursat1
*
Mesaj Sayısı: 745
Tecrübe Puanı: 164

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

Sağol Eternyti , daha öncede böyle kitaptan bahsedildi.

Değişik yaklaşımlar içeriyor olmalı.

Laf arasında , İngiliz diyorki ( 1800 lerin sonunda ,köy köy gezmiş ) şurası şudur , tarihi şudur ,

biizmkiler yok değil , öyle bir yer yoktur,diye cevaplıyor (bugün ). Öyleyse nedir diye ben soruyorum bu sefer , cevap yok.

Her mantıklı yaklaşıma ihtiyacımız var.

Logged
« Yanıtla #10 : 02 Aralık 2007, 04:24:11 »
eternityblack
eternityblack
*
Mesaj Sayısı: 238
Nerden: KOCAELİ
Tecrübe Puanı: 25
insanliği yok etmeye başlıyan herşeye aşık olduk..

Offline
iskenderin mezarı ve hazinesi

PARDON OO 5 BİN DOLAR OLCAK
Logged

XXXXXX MUAMMANIN PEŞİMDE MUALLAKTAYIZ XXXXXX
                             MERHABA
« Yanıtla #11 : 02 Aralık 2007, 13:54:34 »
meczup
Ziyaretçi
iskenderin mezarı ve hazinesi

Büyük İskender veya III. Aleksander,İskender Rumi,İskender Yunani (Yunanca: Μέγας Ἀλέξανδρος (Megas Aleksandros)) Makedonyalı İskender olarak da bilinir (20 Temmuz M.Ö. 356, Pella, Makedonya - 10 Haziran M.Ö. 323, Babil), M.Ö. 336 - M.Ö. 323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri. Makedonya kralı II. Filip'in oğlu.

Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunan uygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür.

Konu başlıkları [gizle]
1 Gençliği ve tahta geçişi
2 Asya'nın fethi
3 Hindistan'ın fethi
4 İmparatorluğun güçlendirilmesi
5 Ölümü
6 Değerlendirme
7 Ayrıca bakınız
8 Dış bağlantılar
 


 Gençliği ve tahta geçişi  [değiştir]II. Filip ile Epeiros (Epir) kralı Neoptolemos'un kızı Olimpias'ın oğlu olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristo'dan aldığı derslerin etkisiyle felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Filip'in Bizans'a (İstanbul) saldırdığı M.Ö. 340'ta Makedonya'yı yönetti ve bir Trak kabilesini yendi, iki yıl sonra II. Filip'in Yunanlılara karşı kazandığı Kaironeya Çarpışması'nda ordunun sol kanadına komuta etti.

II. Filip'in öldürülmesinin (M.Ö. 336) ardından komutanlarca kral ilan edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü. Babasının sağlığında Asya seferini gerçekleştirmek üzere oluşturulan, Korintos'taki Helen Birliği sinhedrion'da (meclis) bu birliğin hegemonu ve başkomutanı seçildi. Delphoi üzerinden Makedonya'ya dönerken M.Ö. 335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarak Triballileri (Triballoi) ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerek Getaları dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmiş olan Hiryalıları yendi. Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerine Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hem yeni Pers kralı III. Dara'nın mali desteği, hem de Demostenes'in çabaları yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksek bir hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tapınaklar ve şair Pindaros'un evi dışında bütün Teb'i yerle bir etti. Yaklaşık 6 bin kişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirme hareketi sonunda bütün Yunan Devletleri Makedonya üstünlüğüne boyun eğdi.


 Asya'nın fethi  [değiştir]
Büyük İskender'in Pers hükümdarı III. Dara ile savaşmasını gösteren temsili resimTahta çıkışından beri Pers İmparatorluğu'nu ele geçirmeyi tasarlayan Büyük İskender, II. Filip'in kurduğu orduyu beslemek ve 500 talente ulaşan borçları ödemek için gerekli kaynakları bulma düşüncesiyle hemen sefer hazırlıklarına girişti. Kral naibi olarak yönetimi Sibon'lu Antipatros'a bıraktıktan sonra M.Ö. 334 ilkbaharında toplam 30 bin piyade ve 5 binin üzerinde süvariden oluşan ordusuyla yola çıktı. Bu ordunun içinde 14 bin Makedonyalı ve Helen Birliği'ne bağlı 7 bin asker yer alıyordu. Silah ve güç dağılımı açısından çok iyi düzenlenen orduya mühendis, mimar, bilim adamı, saray görevlisi ve tarihçiler de eşlik ediyordu.

Homeros'tan aldığı esinle önce İlion'u ( Troya) ziyaret ederek Akhilleus'un mezarına çelenk koyan İskender, Pers ordularıyla ilk kez Granikos Çarpışması'nda karşı karşıya geldi. Bu çarpışmada elde ettiği zafer ona Batı Anadolu'nun kapılanın açtı. Yunanistan'da izlediği politikanın tersine, tiranları sürerek demokrasilerin kurulmasına ön ayak oldu. Ama kentleri fiilen kendisine bağlama yoluna gitti. Karya'daki Miletos (Milet) ve Halikarnassos ( Bodrum) kentlerinin direnişini kırarak yöneticilerini teslim olmaya zorladı.

M.Ö. 334-333 kışında Batı Anadolu'nun fethini tamamladıktan sonra, M.Ö. 333 ilkbaharında Akdeniz kıyı yolunu izleyerek Perge'ye ulaştı. Söylenceye göre Frigya'dan geçerken, Asya'ya hükmedecek kişinin çözebileceğine inanılan Gordion düğümünü kesti. Gordion'dan Ankira'ya (Ankara) yöneldi, oradan da Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Kilikiai pilai; bugün Gülek Boğazı) üzerinden güneye indi. Miryandros (bugün İskenderun yakınında) dolayında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Dara da Pinaros Çayı (bugün Deliçay) kıyısında savaş düzeni almış bulunuyordu. Bu karşılaşmayı izleyen İssos Çarpışması (M.Ö. 333 sonbaharı) sonunda Dara kesin bir yenilgiye uğradı ve ailesini savaş alanında bırakarak kaçtı.

 
Büyük İskender aslanla savaşırkenİskender bu zaferden sonra Suriye ve Fenike'ye doğru ilerledi. Amacı Fenike kıyılarını fethederek Pers donanmasını üssüz bırakmak ve etkisizleştirmekti. Dareios' un barış önerisine karşı, kendisini Asya'nın efendisi olarak tanımasını ve koşulsuz teslim olmasını istedi. Başlangıçta Pers kentlerini kolayca ele geçirmesine karşın, Tiros (bugün Sur) önünde sert bir direnişle karşılaştı. Uyguladığı bütün kuşatma taktiklerine karşın, bu müstahkem ada kenti yedi ay boyunca başarıyla saldırılara karşı koydu. Kuşatma sürerken Dara, ailesi için fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısında kalan topraklan bırakmayı önerdi. Bu olayla ilgili olarak, İskenderun komutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" dediği, buna karşılık İskender'in de "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim" biçiminde bir karşılık verdiği anlatılır.

Tiros şiddetli saldırılara daha fazla direnemeyerek M.Ö. Temmuz 332'de düştü. İskender'in en büyük askeri başarısı sayılan bu harekâta geniş çaplı bir yağma da eşlik etti. Kentin bütün erkekleri öldürüldü, kadın ve çocukları da köle olarak satıldı. Suriye'yi Parmanion'a bırakarak güneye ilerleyen İskender, Gaza'da (Gazze) iki ay süren direnişe son verdikten sonra İÖ Kasım 332'de Mısır'a girdi ve halk tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Memphis'te (Memfis) kutsal Apis'e kurbanlar keserek firavunların geleneksel çifte tacını giydi. Kışı Mısır'da yönetimi düzenlemekle geçirdi. Mısırlı yöneticiler atamakla birlikte, orduyu Makedonyalıların komutasında tuttu. Günümüzde İskenderiye olarak anılan Aleksandreya kentini kurdurdu. Bazı kaynaklara göre Nil'in taşmasının nedenlerini araştırmak üzere bir keşif grubunu görevlendirdi. Siva'da ünlü bir kahinin, İskender'in Zeus'un oğlu olduğunu ilan etmesi ve Amon Tapınağında Tanrı Amon ile görüştüğü yolundaki söylentiler onun halkın gözündeki tanrısallığını bir kat daha arttırmıştı. Mısır'ın fethiyle Doğu Akdeniz'de kesin denetimi sağlayan İskender, M.Ö. 331 ilkbaharında Tiros'a döndü.

 
Büyük İskender anıtı, SelanikSuriye'ye Makedonyalı bir satrap atadıktan sonra Mezopotamya'ya ilerledi ve temmuzda Fırat kıyısındaki Tapsakos'a vardı. Ninive'yle Arbela (Erbil) arasındaki Gaugamela Ovasında Dara'yla yeniden karşı karşıya geldi ve onu bir kez daha yenerek kaçmaya zorladı (bak. Gaugamela Savaşı). Güneye inerek Babil'i aldı ve Mazayos adında bir Persi satrap olarak atadı. Ardından Susa'ya girdi ve Zagros Dağlarını aşarak İran içlerine yöneldi. Persepolis'te I. Kserkses'in sarayını törenle yaktı. Kserkses'in Yunanistan'da yaptıklarına karşı bir misilleme olan bu hareketle aynı zamanda "öç seferi"nin sona erdiğini gösterdi.

M.Ö. 330 ilkbaharında Media'ya girerek, başkent Ekbatana'yı aldıktan sonra, Yunanlı askerlerin geri dönmesine izin verdi. Pers topraklarını içine alan yeni bir imparatorluk kurmayı ve "Asya'nın efendisi" olmayı amaçlayan İskender, daha doğudaki toprakları ele geçirmeye yönelik yeni bir sefer başlattı. Kısa sürede yerel satraplara boyun eğdirerek Hazar kıyılarına, oradan da Afganistan içlerine ulaştı. Bu fetihler sırasında Makedonyalı ve Pers bileşimine dayalı yeni bir yönetim sistemi oluşturduğundan, eski komutanlarıyla baş-gösteren anlaşmazlıklar giderek derinleşti. Kendisine suikast girişimiyle suçladığı Parmenion'la oğlunu ortadan kaldırarak ordusunu yeni baştan düzenledi. M.Ö. 330-329 kışında Helmand Irmağını izleyerek kuzeye doğru ilerledi. Bu sırada Baktriane satrabı Bessus'un genel bir ayaklanma başlatması üzerine, Hindukuş Dağlarını aşarak karışıklıklara son verdi. Bu harekâtı yürütürken Siriderya' ya kadar ilerledi ve burada İskitlerin sert direnişiyle karşılaştı. Başka göçebe halkların da ayaklanmasıyla büyük güçlükler çıkaran bu direnişi ancak M.Ö. 328 sonbaharında bastırabildi.

Davranışlarıyla giderek bir Doğu despotuna dönüşen İskender, Pers hükümdarları gibi giyinmeye ve proskinesis (hükümdar karşısında yere kapanarak selamlama) uygulaması gibi Pers geleneklerini benimsemeye başladı. Bu arada Baktriane prenseslerinden Roksana'yla evlendi. Kendini tanrılaştırmaya giriştiyse de, Makedonyalılar ve Yunanlılarca alaya alınınca bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Bir komploya karıştığı gerekçesiyle tarihçi Kallisthenes'i hapse attırması bilgin ve filozoflar arasındaki desteğini yitirmesine neden oldu.


 Hindistan'ın fethi  [değiştir]
Büyük İskender'in Hindistan'ı fethini canlandıran temsili resimEle geçirdiği ülke halklarından yeni askerler toplayarak engebeli arazide savaşma yeteneğine sahip yeni bir ordu oluşturan İskender, M.Ö. 327 yazında Hindistan üzerine yürümek amacıyla Baktriane'den ayrıldı. Daha hafif silahlar kullanan piyade birliklerinin yanı sıra ok ve mızrak kullanan süvari birliklerinin yer aldığı bu ordunun asıl savaşçı gücü 35 bin askerden oluşuyordu. Plutarkhos'un bu ordu için verdiği 120 bin rakamının, yedek kuvvetleri, katır ve deve sürücülerini, sağlık görevlilerini, seyyar satıcıları, askerleri eğlendirmekle görevli gösteri gruplarını, kadın ve çocukları da kapsadığı sanılmaktadır. Hindukuş Dağlarını ikinci kez geçen İskender, M.Ö. 326 baharında İndus Irmağı yakınındaki Taksila'ya (bugün Takshaşila) girdi. Hydaspes (bugün Cihelum) ile Akesines (bugün Çenab) ırmakları arasındaki bölgenin hükümdarı Poros'u, Hidaspes Çarpışması'nda yenilgiye uğrattı. Başarısını kutlamak üzere Aleksandreia Nikaia kentini, ayrıca burada ölen atı Boukefalos'un adını verdiği Bukefala (Boukephalia) kentini kurdu. Asya'nın doğusuna doğru yoluna devam etmek için Hifasis (Beas) Irmağına kadar gitmesine karşın, ordusunun ayaklanmak üzere olduğunu görerek geri dönmeye karar verdi.

Hidaspes Irmağı kıyısında 800-1.000 gemiden oluşan bir donanma kurduktan sonra bazı birlikleri karadan yürüterek İndus Irmağı boyunca Hint Okyanusuna kadar ilerledi. Bu arada Hydroates (Ravi) Irmağı yakınlarında Mallilerle girişilen çarpışmada ağır biçimde yaralandı. M.Ö. Ağustos 325'te İndus Deltasının ağzındaki Patala'ya vardı; burada bir liman ve tersane yaptırdı. Dönüş yolculuğu için ordusunun bir bölümü Nearkhos'un komutasındaki gemilerle İÖ Eylül 325'te denize açılırken, kendisi de kıyıyı izleyerek yiyecek sıkıntısı içinde ve çok zor koşullarda Gedrpsia'yı (bugün Belucistan) geçti. Bu arada Hindistan seferi hazırlıklarına basladı.


 İmparatorluğun güçlendirilmesi  [değiştir]
Büyük İskender adına basılmış madeni paraDaha Hindistan seferine başlamadan yönetimde kanlı temizlik hareketlerini başlatan İskender, yokluğu sırasında da bu politikayı sürdürerek satraplarından üçte birini değiştirmiş, altısını öldürtmüştü. MÖ 324 ilkbaharında Susa'ya vardığında hazine görevlisi Harpalos'un 6 bin paralı asker ve 5 bin talentle Yunanistan'a kaçtığını öğrendi (Harpalos daha sonra Girit'te öldürüldü). Makedonyalılarla Persleri kaynaştırma politikasına daha çok ağırlık verdiği bu dönemde, Dareios'un kızı Barsine'yle (Stateira olarak da bilinir) evlendi ve komutanlarıyla askerlerini de aynı yolu izlemeye özendirdi. Ama Perslerin ordu ve yönetimde giderek eşit bir konuma yükselmesi Makedonyalıların tepkisini çekmeye başladı. Makedonya'da askeri eğitim gören 30 bin Persli gencin dönüşü, Baktriane, Sogdiana ve Arakhosia gibi Doğu ülkelerinden gelenlerin süvari birliğine, ayrıca Pers soylularının kraliyet muhafız birliğine alınmaları bu hoşnutsuzluğu daha da artırdı. İskender'in Makedonyalı eski askerleri ülkeye geri göndermeye karar vermesi, imparatorluğun güç ve yönetim merkezini Asya'ya kaydırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. M.Ö. 324'te Gpis'te çıkan ayaklanmaya kraliyet muhafızları dışında bütün ordu katıldı. Bunun üzerine İskender bütün orduyu dağıtarak Perslerden yeni bir ordu kurdu ve ayaklanmanın sona ermesinden sonra 10 bin eski askeri armağanlarla yurda gönderdi.


 Ölümü  [değiştir]
İskender'in İmparatorluğuKendisine tanrısal onurlar yakıştıran ve bunu Yunan kentlerine zorla kabul ettiren İskender, MÖ 324 kışında Luristan'da yerel halka yönelik sert bir sindirme hareketine girişti. İlkbaharda Babil'e geçerek bir bölümü uzak ülkelerden gelen elçileri kabul etti. Bu arada Hindistan'la deniz bağlantısını sağlamak için Arabistan kıyılarına yönelik bir sefer için hazırlıklara başladı. Ayrıca Hazar Denizi'nin ötesine bir keşif birliği gönderdi. Babil'de sulama kanalları yaptırmayı ve İran Körfezi kıyılarında yeni kentler kurmayı planladığı bir sırada, uzun bir içkili eğlencenin ardından hastalandı ve on gün sonra daha 33 yaşındayken öldü. Cenazesi önce Memfis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada altın bir tabuta kondu.

İskenderin ölümünden sonra imparatorluk 4 parçaya ayrıldı. Cassander Yunanistan'a, Creatus ve Antigonos Batı Asya'ya, Seleukos Doğuya, Ptolemy ise Mısır'a hükümdar oldular. Cassander güce olan tutkusunu kısa zamanda göstererek 7 yıl sonra İskender'in annesi Olimpias'ı idam ettirdi. 12. yılın sonunda ise İskenderin karısı Roksana ve imparatorluğun gerçek varisi olan oğlunu zehirlettirdiğinde ise artık İskenderin soyunu tamamen kurutmayı başarmıştı.


 Değerlendirme  [değiştir]Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir.

Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür ve ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonya karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunan kültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.

Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender, koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles, Akilleus ve Diyonizos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde güçlüydü. Çabuk öfkelenme, acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın, adamları onun peşinden gidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.

Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşın sonucunu belirleyecek fırsatları değerlerdirmeyi çok iyi bilirdi.

İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tan Pencap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua franca{*) olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir.

Sonuçta İskender kendisinin Herakles'in soyundan geldiğini benimsemesi ve kendisini tanrısallaştırması onun halkın gözündeki büyüklüğünü ifade etmekteydi. Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koç boynuzu ile, Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir
Logged
« Yanıtla #12 : 02 Aralık 2007, 13:56:01 »
meczup
Ziyaretçi
iskenderin mezarı ve hazinesi

Kuran'da Zülkarneyn adıyla anlatılan bir tarihi kişilik var. Zülkarneyn'in bir peygamber olup olmadığı pek açık değil. Zulkarneyn Arapça bir sözcük. Çift boynuzlu anlamına geliyor. Zülkarneyn Kuran'da övgüyle sözedilen biridir. Kehf Suresinde adı geçer. Önce bazı linkler vereyim.
 
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
 
Kurandaki Zulkarneyn büyük bir fatihtir. Önce batıya doğru gider ve güneşin battığı yere ulaşır. Orda güneşi bir çamurun içine batarken görür. Sonra doğuya yönelir. Güneşin doğduğu yere kadar gider. Orda da güneşin, elbise nedir bilmeyen insanların üstüne doğduğunu görür. (Alp, İskender'in atının gölgesinden korkması ve o yüzden hep güneşin doğduğu yere doğru gitmesine ilişkin öykü bu doğuya gitme öyküsü ile çakışıyor, değil mi?)  Kehf Suresinde nasıl geçtiğine bakalım.
 
[83] (Resűlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
[84] Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
[85] O da bir yol tutup gitti.
 
[86] Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
[87] O, şöyle dedi: "Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak."
[88] "İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz."
 
[89] Sonra yine bir yol tuttu.
[90] Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.
[91] İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.
Bundan sonra öykünün ikinci kısmı geliyor. Kuran'ın türkçedeki en iyi tefsiri bildiğim kadarıyla Elmalı'nınki. Zülkarneyn konusunu nasıl yorumluyor Elmalı:

Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

Elmalı önce Zülkarneynin İskender olabileceğine dair değerlendirmeleri sıralıyor.

Vaktiyle Yemen'de Tebâbia denilen Himyer hükümdarlarından bazı büyük fatihler, bu cümleden olarak Mekke'nin yapımında Hz. İbrahim ile görüşüp ondan feyiz aldığı rivayet edilen, Sa'b ve Semerkand isminin adına nisbeti nakledilen Şemmer Yer'aş, Zülkarneyn olarak anılmış oldukları gibi, Afrîdun ve İskender gibi Arap olmayan fatihlere de bu lakab verilmiş ve bunların en son yaşayanı, İskender olması dolayısıyla tarih bilginleri arasında "Zülkarneyn" şöhreti İskender'in olmuştur. Yahudilerin kitaplarında, Zülkarneyn Rum'dan çıkan bir genç idi ki, Mısır'ı ve İskenderiye'yi kurdu ve şöyle yükseldi, böyle yükseldi diye anılmış olduğu hakkında bir rivayetinde görülmesinden dolayı, bu konuda tarihî tartışmayı ortadan kaldırmak isteyen bazı tefsir bilginleri de Büyük Zülkarneyn'in İskender olduğunu kabul etmek istemişlerdir. Nitekim Alûsî de bu görüştedir.(3) (Elmalı Tefsiri)

Sonra da Zülkarneyn lakabı verilen çok tarihi kişi olduğunu ve İskender'in bu kişilerden biri olduğunu söyler.

Allah'ın birliğine inanan bir hükümdar olan ve olağanüstü fetihleriyle dünyada özel bir tarih açmış bulunan İskender'in, Zülkarneyn'lerden birisi olduğunu inkar etmeye yer yoksa da, Kur'ân'da zikredilen büyük zatların peygamberlik makamına da sahip bulunduğuna göre İskenderin bu derece yükseltilmesi kabul edilebilir görülmemiş ve İskenderin bir set yaptığı bile tarih olarak belli olamamıştır.(Elmalı Tefsiri)

Bu set konusunda Elmalı yanılıyor. İskender'in yaptırdığı set değil setler var. Bu set konusuna bir sonraki mailde gireceğim. Ama buraya kadar olan kısımla ilgili şunu söyleyebiliriz. Önce güneşin battığı, sonra da güneşin doğduğu yere giden çok sayıda kişi yok tarihte. Dünya üstünde (o zamanki dünyayı kastediyorum) bu kadar geniş bir egemenliğe ulaşan bir Persler vardır, bir de İskender. Pers kralı Hüsrev, Darius gibi iddialar olsa da bundan sonra anlatacağım nedenlerden dolayı Zülkarneyn'in İskender olması bana daha mantıklı geliyor.

Bundan sonraki konumuz Zülkarneynin Yecüc-Mecüc'e karşı yaptığı set ve boynuzları...


Kategori: (Iskender) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı


5. Sedd-i İskender (Yecüc Mecüc, Türkler, vs.)
27/4/2006
Önce Kuran'daki ilgili bölümü aktarayım.
 
[92] Sonra yine bir yol tuttu.

[93] Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

[94] Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cűc ve Me'cűc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
 
[95] Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."

[96] "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): "Üfleyin (körükleyin)!" dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi.

[97] Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.
 
[98] Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vadi haktır, dedi.
 
Evet, Kuran'daki Zülkarneyn bahsi burda sona eriyor. Zülkarneyn dünyanın en doğusuna kadar gidiyor ve orda elbise ve ev yapmayı bilmeyen insanlarla karşılaşıyor. Bu insanların kim olduğu pek anlaşılır değil. Elmalı tefsirinden bakalım:
 
Kısaca iki sed arasına vardığında onların ötesinde bir kavim buldu ki neredeyse söz anlayamayacak bir durumdaydılar. Yani başka dil bilmedikleri gibi zihinleri basit, anlayışları kıt idi.
Dilleri tuhaf, ifadeleri yetersizdi. Zülkarneyn'e her şeyden bir sebeb (vasıta) verilmemiş olsaydı bunlara söz anlatamayacak, onlar da dertlerini anlatamayacaklardı. Bununla beraber bunlar, şimdi anlaşılacağı üzere ehlini bulunca güç oluşturabilecek işe yarayacak bir kavimdi. (Elmalı Tefsiri)
 
Bu insanlar Zülkarneyn'den yardım isterler. Yecüc ve Mecüc'ün saldırılarından korunabilmeleri için kendilerine bir set yapmasını isterler Zülkarneynden. Zülkarneyn nerdeyse dertlerini bile anlatmaktan aciz bu insanları anlamayı Allah'ın verdiği hikmetle anlar. Hatta bu kavim ona bu setti yapması için vergi ödemeyi teklif ettiğinde paranızı istemem ama bana insan gücü ile destek verin, gelin çalışın settin yapımında der.
 
Burda biraz durmak gerekiyor. Bu dil bilmez, giyinmek nedir bilmez, ev yapmak nedir bilmez, anlayışı kıt kavim kimdir? Elmalı'dan okumaya devam edelim:
 
Kur'ân bunun hangi kavim olduğunu açıkça anlatmamıştır. Fakat tefsir bilginleri, Türk kavmidir denilmiş olduğunu öteden beri nakletmişlerdir. (Elmalı Tefsiri)
 
Evet, yanlış duymadınız, Elmalı'ya göre bu kavim Türkler. İşte Zülkarneyn, Türkleri Yecüc Mecüc'e karşı yaptığı set ile koruyor. İki dağı birleştirecek kadar demir döküp, üstüne de bakır döküyor. Peki bu Yecüc Mecüc kimdir?
 
Elmalı'ya göre:
 
YE'CÛC ve ME'CÛC; Yahut Yacûc ve Macûc isimleri Arapçaya başka bir dilden nakledilmiş Arapça olmayan kelimeler olduğu anlaşılıyor. Avrupalılar da bunlara Yagug ve Magug demişler ve onları şeytan soyundan sayarlarmış. Nitekim orta çağları açan kavimler göçünde Batı Roma İmparatorluğunu istila eden Hunlara böyle demişlerdir ki, Barbar deyiminden daha şiddetli demek oluyor.
 
Kısaca Ye'cûc ve Me'cûc vaktiyle bir veya iki kavmin özel ismi olsa da doğrusu İslâm dilinde herkesin bildiği mânâ şudur: Aslı ve soyu belirsiz, din ve millet tanımaz karma bir insan topluluğudur ki, çıkmaları kıyamet alâmetlerindendir. Yeryüzünü bozacaklardır. (Elmalı Tefsiri)
 
Burda durum biraz karışıyor gibi. Önce Araplar için Arap olmayanlar Yecüc ve Mecüc'tür. Avrupalılar için Yagug ve Magug (yada Gog ve Magog) Hunlardır. Barbar demektir. Burdan Jean-Paul Roux'a geçelim. O ne diyor Yecüc ve Mecüc için:
 
"Aslında duvarlar maddi sınırlar oldukları kadar manevi sınırlardır. Bir tarafta iyiler, uygar insanlar, öteki tarafta kötüler, barbarlar. Müslümanlar, İskender ve onun savunma duvarıyla da bağlantılı olarak Avrasya bozkırlarının göçebe halklarını Yecüc ve Mecüc olarak adlandırdıklarında Gog ve Magog'a gönderme yaparlar." (Jean-Paul Roux, Orta Asya, s.43)
 
Burada enteresan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bana göre Elmalı bir tefsirin yapması gereken her şeyi yapmış. Kuran'ı okuyup anlamak isteyen bir kişiye gerekli bütün açıklamaları yapmış, farklı eğilimleri tartışmaları sunmuş. Ancak bir Türkçe tefsirde ortaya çıkan bu güçlüğü yenebilmek için Yecüv ve Mecüc ile Zülkarneyn'den yardım isteyen kavmin yerini değiştirmiş. Gerçi her iki durumda da Türk okuru açısından berbat bir durum ortaya çıkıyor. Atalarımız ya aklı kıt, dil bilmez, örtünmek bile bilmez bir kavimdir (En doğudaki zavallı halk), ya da din ve millet tanımaz,aslı ve soyu belirsiz, ortaya çıkmaları kıyamet alameti sayılan bir kavimdir (Yecüc ve Mecüc)
 
Tefsirde bir satır özellikle koyu basılmış.
 
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
 
Bu duvar hangi duvardır peki. İskender'in yaptırdığı Hazar Denizi'nden başlayıp Hirkanya'yı geçen 180 km. uzunluğundaki bir duvardır. Heriye sadece bazı kalıntılar kalmıştır. Sedd-i İskender, İskender Duvarı yada Kızıl Yılan adıyla anılır. Araplılar ve İranlılar bu duvarı anlatıp dururlar, hatta gizemci teolojilerde bu duvarın adı soyut tamamen manevi bir engel olarak geçer. Ressamlar bu duvarı büyük bir saflık ve coşkuyla resmederler. Fransa Ulusal Kütüphanesinde bulunan 1582 tarihli bir Osmanlı minyatüründe de bu duvarın bir tasviri bulunmalktadır. (Roux)
 
Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]
 
Yukardaki linkte duvarın resimleri varmış. Ben ortada bir duvar falan göremedim ama, adamlar o kadar uğraşmışlar, demek ki, bi duvar var resimlerde:)
 
Bu arada aslında bu duvar meselesi de ilginç birşey. Meşhur Çin Seddi'ni herkes bilir. Göçebe, barbar Hun akınlarına karşı yerleşik, medeni Çin'lilerin yaptığı duvar! Aslında bu duvar sanıldığı gibi tek bir duvar değil. Göçebe kavimlerin saldırılarından korunmak için birçok yerde birçok uygarlık böyle duvarlar yapmış. Hatta öyle ki, kimin kime karşı duvar diktiği karışır. Sonuçta hiçbir duvar işe yaramış değil. Hepsi de yıkılmış yada aşılmış. Kuran'da anlatıldığı şekliyle arası demirle doldurulmuş iki dağdan oluşan bir duvar da tabii ki yok.
 
İskender'in boynuzlarına geçmeden son sözü söyleyebiliriz aslında: Hep dediğim şeyi tekrarlamış oluyorum gerçi. Her ne kadar savaşlar, acılar, birbirinden nefretle sözetmiş metinler, dinler, efsaneler olsa da, biz bir büyük insanlık ailesinin çocuklarıyız. Kendi hikayemizi anlatıyoruz. Yaşadığımız, ürettiğimiz, inandığımız şeyler bunlar belki ama hepsi aslında kültürel değerlerimiz.



Kategori: (Iskender) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


6. İskender'in (Zülkarneyn'in) Boynuzları
26/4/2006
Bulmacalarda bir soru çıkar hep. Eski Mısır’da bir tanrı, yada eski Mısır’da güneş tanrısı. Ne yazarız: Ra. Aslında tam adı yada sonraki adı Amon-Ra’dır.  Amon adı Amen, Amun, Amoun şeklinde de söyleniyor. Greklerde Ammon yada Hammon biçimini almış.  (dualardan sonra söylenen amen, amin acaba burdan mı geliyor?)

Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

Amon; eski Mısır’ın hava tanrısı, yaratıcı tanrısı, bereket tanrısı, güneş tanrısı. Ra ise Mısır’ın bir başka tanrısı. Bu iki tanrı birleştiriliyor ve ortaya Amon-Ra çıkıyor.

Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

Mısır’dan hızla kurtulup İskender’e gelmemiz gerek. Bunun için izleyeceğimiz linki vereyim hemen. Ammon’un bizi ilgilendiren öyküsü bu linkin izleğinde çünkü.

Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

Ana tapınağı Libya çölünde Siwa’da olan eski Mısır tanrısı Amun, Ammon adı ile Grek dünyasına giriyor. Ancak asıl ünü İskender’in bu tanrının oğlu olarak anılmasıyla oluşuyor. (yani Yunan dünyasında, yoksa eski Mısır’da zaten adamların tanrısıymış:) )

Nasıl oluyor da bir Mısır tanrısı Yunan’a, ordan İskender’e ordan da Kuran’ın içine kadar giriyor?

Grekler Libya sahillerinde İ.Ö. 630 yıllarında Sirene diye bildiğimiz şehri kuruyorlar.

Forumda Resimlerin  Görülmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin  [  Buraya Tıklayarak Üye Olunuz  ]  veya  [  Giriş Yapınız  ]

The first Greeks to visit the shrine were people from Cyrenaica. They called the god Zeus Ammon. Actually, Ammon is a bad rendering of Amun, but the name was nonetheless very fitting: ammos was the Greek word for 'sand' - in other words, the Greeks called the god Sandy Zeus. His cult spread to the Greek world, and was especially propagated by the poet Pindar (522-445), who was the first Greek to dedicate an ode to the god and one of the first Greeks to erect a statue to the god.

İşte ilk olarak bu şehirin sakinleri tanrı Zeus’a Ammon diyorlar. Ama asıl Yunan dünyasına Ammon’u yayan şair Pindar oluyor. O zamanların geleneği tanrılar için tapınaklar kurmak. Bir süre sonra Atina’da da Ammon’a tapınak kuruluyor. Ama asıl olarak Ammon'u zirveye taşıyan şey İskender’in Siwa’yı, yani

Ammon'un tapınağını ziyaret etmesi. İskender kendisine isyan eden Thebes’i ezdiğinde taş üstünde taş bırakmıyor ama şair Pindar’ın evine dokunmuyor. Bundan da İskender'in aslında Ammon'a taptığı sonucunu çıkarıyor tarihçiler.

Resimlerde görüldüğü gibi, Ammon hep boynuzları ile birlikte resmedilmiştir. İskender de çıkardığı pekçok paranın üstüne kendi resmini boynuzlu olarak resmettiriyor.

Kuran’daki Zülkarneyne dönelim şimdi.  Elmalı tefsirine bakalım:

ZÜLKARNEYN, deyimi, zü'l-yedeyn (iki el sahibi) gibi bir lakabdır ki zü'l-cenaheyn (çifte kanatlı) niteliğine benzer. Kamus'ta ayrıntılarıyla anlatıldığı üzere "karn" bir çok mânâlara gelir. Bunlardan bazıları; boynuz, asır, bir zamanda beraber yaşamış olan topluluk mânâlarına geldiği gibi insanın tepesine ve özellikle başının yanlarına, yani şakaklarına ki hayvanda boynuzunun yeridir ve erkeklerin perçemine, kadınların zülüflerine, güneşin çemberinin kenarına ve bir toplumun başında olan efendisine... denilir. (Elmalı Tefsiri)

Arapça sözcük, birçok başka kaynakta da açıkca çift boynuzlu olarak belirtilmiş. Elmalı bugüne kadar ortaya atılmış olan hemen hemen bütün iddiaları bir bir anlatmış. Aslında Zülkarneyn'in İskender olmadığına inandırmaya çalışıyor bizi. Gerçekten de bir putperest olan İskender'in Zülkarneyn olduğu düşüncesi birçok İslam tefsircisine ters gelmiş, kabul etmek istememişler. Ama dönüp dolaşıp yine İskender'e geliyoruz.

Evet İskender’in (Zülkarneyn’in) boynuzları bahsini şu sözlerle kapatalım:

However this may be, the result was important: Alexander was greeted as Ammon's son, and started to believe that he was a demi-god indeed. According to an admittedly hostile source, Ephippus of Olynthus, Alexander sometimes wore the horns of his divine father Ammon on public occasions. We can not establish the truth of this story, but it is certain that immediately after his death, he was depicted in this fashion.

İskender, çeşitli vesilelerle halkın önüne aslında babası ilah Ammona ait olan bu boynuzları takarak çıkıyor ve bir efsanenin doğmasına kaynaklık etmiş oluyor.

İskender serimiz burda bitti. Sabırla beni okuyan herkese teşekkür ederim. Şimdi eleştirileri almak isterim
Logged
« Yanıtla #13 : 02 Aralık 2007, 13:58:07 »
meczup
Ziyaretçi
iskenderin mezarı ve hazinesi

arkadaşlar bazı tarihi buyuk kişiler
ALLAH dostları olabilir
rivayetlere göre 124 veya 224 bin peygamber gelmiştir. en doğrusunu ALLAH C.C. bilir belkide bazı mezarlar o yüzden ulaşılamıyor ALLAHın korumasında oldukları için. ama en doğrusunu rabbimiz bilir bunlarda bir olasılık.
Logged
« Yanıtla #14 : 02 Aralık 2007, 13:59:06 »
meczup
Ziyaretçi
iskenderin mezarı ve hazinesi

babası kral filip'in ogluna hediye ettigi atın adıdır. efsaneye göre kendi golgesinden korkan at huysuzluk yaratir, bu nedenle iskender atı gunese dogru surer. ve de bu olay iskender'in doguya gitmesini simgeleyen bir durum olmustur. bircok iskender freskinde ve heykelinde bukefalos adlı atı görmek mümkündür. iskender'in dogu seferinden geri donme karari atın ölümünden sonra olmustur
Logged
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Harita Definecilik Define İletişim
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2008 Simple Machines LLC
Düzenleyen : comkit
Özel Mesajlariniz Denetlenmektedir.
Parakapisi.NET Ziyaretçilerinin Firefox tarayici kullanmasini önerir.

Parakapisi.NET Kendi Sunucusunda Barinmaktadir.
MySQL ile GüçlendirildiPHP ile GüçlendirildiXHTML 1.0 Geçerli!

Define

DefinecilikDefine

Bu Sayfa 0.204 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu